T.C.
YARGITAY
- Hukuk Dairesi
Esas No: 2022/6070
Karar No: 2022/7499
Karar Tarihi: 10.10.2022
ALACAK DAVASI – DOĞMAMIŞ BİR HAKTAN ÖNCEDEN YAZILI İBRANAME İLE FERAGAT EDİLMİŞ OLMASININ MÜMKÜN OLMADIĞI –
DAVACI VE DAVALI ARASINDA GEÇERLİ İBRA BULUNMADIĞI – HÜKMÜN KANUN YARARINA BOZULMASI
ÖZET: Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği belirlendikten sonra uyuşmazlık konusu olan
ibranın geçerliliğinin incelenmesi gerekmektedir. Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012
tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen
Yasanın 132. maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş
olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen
ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir. Açıklanan yasal düzenlemeler ışığında dava
dosyasının incelenmesinde; protokolün 3.5. maddesinde yer alan “Taraflar birbirlerini ödeme bittikten
sonra borçluların hissesi oranında gayrikabili rücu ibra edeceklerdir.” şeklinde düzenlenmenin ibra
olarak nitelendirilemeyeceği, doğmamış bir haktan önceden yazılı ibraname ile feragat edilmiş
olmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, yukarıda yer alan açıklamalara
göre davacı ve davalı arasında geçerli ibra bulunmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar
verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olduğundan Adalet Bakanlığının
bu yöne ilişen kanun yararına temyiz talebinin kabulü gerekir. Yukarıda açıklanan nedenlerle Adalet
Bakanlığı’nın kanun yararına bozma talebinin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere kanun
yararına bozulmasına karar verilmiştir.
(6100 S. K. m. 363) (6098 S. K. m. 195, 196, 204) (6098 S. K. m. 132) (19. HD. 07.03.2012 T.
2011/11096 E. 2012/3644 K.)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması neticesinde
davanın reddine dair kesin olarak verilen hükmün Adalet Bakanlığınca kanun yararına bozulması
istenilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup
gereği düşünüldü:
Davacı, davalı … Sitesinin İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/361 Esas sayılı dosyasında
… Sitesi Yönetimine kat mülkiyetinden doğan alacaklarının tahsili için dava açtığını ve davanın
mahkemenin 23.09.2014 tarih, 2014/317 Karar sayılı kararı ile kabul edildiğini, kararın temyiz
edildiğini, ancak teminat toplanamadığı için tehir-i icra talepli temyiz yapılmadığını, davalı … Sitesinin
İstanbul 13. İcra Müdürlüğünün 2014/32313 Esas sayılı dosyasından … Sitesi Yönetimine karşı
mahkeme kararını dayanak göstererek ilamlı icra takibi başlattığını, bunun üzerine, … Sitesi
maliklerinin kendi payları oranında ayrı ayrı ödeme yaptıklarını, kendilerinin de site malikleri olarak
“…” hesabına (… Bankası A.Ş. IBAN …) 2015 yılı içerisinde toplam 16.632,00-TL ödeme
yaptıklarını, İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/361 Esas sayılı dosyasında verilen kararın
Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2017/1349 E., 2018/714 K. sayılı kararı ile gerekçeli kararın 1. hüküm
fıkrasındaki “aylık %5 oranında uygulanacak gecikme” ibaresinin hükümden çıkarılması ve yerine
“temerrüt” ibaresinin yazılması suretiyle düzeltilerek onandığını, karar düzeltme isteminin Yargıtay 20.
Hukuk Dairesinin 23.10.2018 tarihli kararı ile reddedildiğini, söz konusu kesinleşen karar gereğince
fazladan yapmış olduğu ödemeyi davalı … Sitesinden talep ettiğini, ancak sonuç alamadığını, yerel
mahkeme kararı gereği ödenen tutar ile kesin Yargıtay kararına göre ödenmesi gereken tutarın bilirkişi
marifetiyle hesaplanması ve aradaki farkın iadesi gerektiğini belirterek belirsiz alacak davası olarak
davanın kabulüne, ileride arttırılmak üzere şimdilik 1.000,00-TL’sinin kesinleşme tarihi olan
29/03/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini
talep etmişlerdir.
Davacılar vekili 21/02/2022 tarihli dilekçesiyle davayı ıslah ederek dava değerini 4.110,00-TL’ye
yükseltmiş, 4.110,00-TL’nin kesinleşme tarihi olan 23/10/2018 tarihinden itibaren yasal faizi ile
birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı, … Sitesi malikleri ile yapılan görüşmelerde sulh yapıldığını, mevcut borcun … Sitesi kat
maliklerine hisseleri oranında bildirildiğini ve ödeme taahhütünde bulunan kat malikleri ile protokol
çerçevesinde taksitlendirildiğini ve ödendiğini, davacılar ile de 18/01/2015 tarihinde yapılan protokol
ile 16.632,00-TL üzerinden borç kabul edildiğini ve anlaşmaya varıldığını, 4 taksit olarak ödenmesi
konusunda davacı … ve … imzası ile protokol düzenlendiğini, protokol şartlarının taraflar arasında
görüşüldüğünü ve protokol şartlarını kabul eden davacılar tarafından kendi imzaları ile onaylandığını,
protokolün 3.1 maddesinde söz konusu icra takibine ilişkin, borçluların hissesi oranında, taraflar
arasında toplam 16.632,00 TL (onaltıbinaltıyüzotuziki) üzerinden mutabakata varıldığını, borçluların
bu bedeli İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/361 E. ve 2014/317 K. sayılı dava sonucunda
kabul ettiğini, varılan mutabakat sonrasında borçluların işbu borcu kabul ettiğini, kendisine ayrıca icra
takibi açılmasına mahal vermesi halinde mutabakata varılan rakam üzerinden değil, kanuni
hesaplamalar üzerinden işlem yapılacağını kabul, beyan ve taahhüt eder.” denildiğini, davacıların işbu
protokol ile borcu kabul ettiklerini, protokolün 3.5. maddesinde “Taraflar birbirlerini ödeme bittikten
sonra borçluların hissesi oranında gayrikabili rücu ibra edeceklerdir.” denildiğini, ödemelerin davacılar
tarafından zamanında yapıldığını ve protokol şartlan uyarınca tarafların karşılıklı olarak birbirlerini
ibra ettiklerini, protokolde herhangi bir dava haklarını saklı tutmadıklarını savunarak davanın reddini
dilemiştir.
Mahkemece, davaya konu icra takibinin … Sitesi Yönetimi aleyhine yapıldığı, takip borçlusunun …
Sitesi Yönetimi olduğu, davacılar aleyhine yapılmış bir takip bulunmadığı, bu itibarla davacıların icra
tehdidi altında 18/01/2015 tarihli protokolü imzaladıklarının kabulünün mümkün olmadığı, bu protokol
ile taraflar davaya konu borçlar-alacaklar yönünden birbirlerini ibra ettiklerinden protokol kapsamında
yapılmış ödemelerin geri istenemeyeceği (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2011/11096 Esas, 2012/3644
Karar sayılı ilamı), üstelik davacılar tarafından protokole herhangi bir ihtirazi kayıt konulmadığı, dava
haklarının da saklı tutulmadığı gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir.
Adalet Bakanlığının 08/08/2022 tarihli yazısında; taraflar arasındaki anlaşmanın borca katılma
hükmünde olup anılan anlaşmada yer alan ibra maddesinin ise varlığı henüz kesinleşmemiş bir alacağa
ilişkin olup geleceğe yönelik olduğundan geçerli olmayacağı ve ayrıca anlaşmanın temelini oluşturan
mahkeme kararının düzeltilerek onandığı gözetilip bu cihette yapılacak incelemenin neticesine göre bir
karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya
aykırı bulunduğu ileri sürülerek; kararın, 6100 sayılı HMK’nın 363 üncü maddesinin birinci fıkrası
uyarınca kanun yararına bozulması talep edilmiştir.
Dava, davalı tarafından mahkeme kararma dayanılarak başlatılan icra takibi sonucu yapılan ödemelerin
mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına şeklinde kesinleşmesi sonucu fazla yapılan ödemenin
iadesine ilişkin alacak istemidir. Taraflar arasında düzenlenen protokolde yer alan ibranın geçerliliği
konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği tespit edilmelidir. Dava tarihinde yürürlükte olan
6098 sayılı TBK’nın 195 ila 204. maddelerinde borcun üstlenilmesi hususu düzenlenmiştir. Borcun
üstlenilmesini, borcun iç üstlenilmesi ve borcun dış üstlenilmesi olarak ikiye ayırmak gerekir.
TBK’nın 195. maddesinde düzenlenen iç üstlenme sözleşmesiyle, borç ilişkileri dışında olan üçüncü
kişi, borçluya karşı borcu üzerine alma ve borçluya borçtan kurtarma yükümlülüğü altına girer. Üçüncü
kişi ile borçlu arasındaki bu ilişki alacaklıyı etkilemez. Borcun iç üstlenilmesi adını alan bu ilişki,
borçlu ile üçüncü kişi arasında sonuç doğurur. Üçüncü kişi borcu eda etmezse, borçlu borcu bizzat ifa
etmekle yükümlüdür.
Borcun dış üstlenilmesi ise, aynı Kanun’un 196. maddesinde düzenlenmiş olup, alacaklı ile borcu nakil
alan üçüncü kişi arasındaki sözleşmeyi ifade etmektedir. Borcun dış üstlenilmesinin gerçekleşmesi için
icap ve kabul iradelerinin birleşmesi yeterli olup, geçerliliği için herhangi bir şekil şartına gerek
yoktur. Şu halde, borcu üstlenen üçüncü kişinin icabının alacaklı tarafından kabul edilmesiyle borcun
nakli sözleşmesi kurulur. Alacaklının kabulü açıkça olabileceği gibi örtülü de olabilir.
Borcun üstlenilmesi, borç ilişkisinde taraf değişimine yol açan hukuksal bir kurumdur. Borcun
yüklenilmesinde, borç ilişkisinin konusu değişmediği halde, taraflarında bir değişim meydana
gelmektedir. Borcu üstlenen kişi, alacaklı ile borcun dış yüklenmesini yaptığı anda, artık asıl borçlu
borçtan kurtulur, onun yerini borcu üstlenen kişi alır. Buna göre, borcu üstlenen kişi borçluya karşı
borcun iç yüklenilmesi anlaşmasından doğan edimini, alacaklı ile borcun dış üstlenilmesi anlaşmasını
yaptığı anda ifa etmiş olur. Bu itibarla, borcun dış üstlenilmesi sözleşmesinin kurulmasından sonra
alacaklı alacağını ancak, borcu üstlenen üçüncü kişiden isteyebilir, borcu nakleden asıl borçludan
isteyemez.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; taraflar arasında imzalanan protokol ile davacılar
ve davalı arasında borcun dış üstlenilmesi gerçekleşmiştir. Hal böyle olunca taraflar arasındaki hukuki
ilişki borcun üstlenilmesi niteliğindedir.
Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği belirlendikten sonra uyuşmazlık konusu olan ibranın
geçerliliğinin incelenmesi gerekmektedir.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar
Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132. maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen
veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın
yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer
verilmiştir.
Açıklanan yasal düzenlemeler ışığında dava dosyasının incelenmesinde; protokolün 3.5. maddesinde
yer alan “Taraflar birbirlerini ödeme bittikten sonra borçluların hissesi oranında gayrikabili rücu ibra
edeceklerdir.” şeklinde düzenlenmenin ibra olarak nitelendirilemeyeceği, doğmamış bir haktan
önceden yazılı ibraname ile feragat edilmiş olmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece, yukarıda yer alan açıklamalara göre davacı ve davalı arasında geçerli ibra
bulunmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi
usul ve yasaya aykırı olduğundan Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz talebinin
kabulü gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma talebinin kabulü ile
kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, aynı maddenin üçüncü
fıkrası uyarınca gereği yapılmak üzere bozma kararının bir örneğinin ve dava dosyasının Adalet
Bakanlığına gönderilmesine, 10.10.2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.