Sancaktepe Boşanma Avukatı : Boşanmada mal paylaşımı genellikle, evlilik mahkeme kararıyla sona erdikten sonra evlilik içinde edinilen malların adil bir şekilde bölünmesine dayanır. Boşanma davası ile birlikte mal paylaşımı davası açılamaz. Mal paylaşımı davası, boşanma davasıyla aynı anda, ancak ayrı bir dava olarak açılırsa; Mahkeme, mal varlığının bölünmesi durumunda boşanma davasının sonuçlandırılmasını esasa ilişkin bir mesele haline getirir. Yani önce boşanma davası açılır ve boşanma kararı verildikten sonra mal paylaşımı davası başlar.

Boşanma davasının açıldığı tarih mal rejiminin de tasfiye edildiği tarih olarak kabul edilir. Yani, boşanma davasının açıldığı ana kadar evlilik birliği içerisinde edinilen mallar mal paylaşımına dahil edilir. Medeni Kanun’a göre 01.01.2002 tarihinden itibaren eşler arasında “edinilmiş mallara katılma rejimi” geçerlidir. Yani, boşanmada mal paylaşımı halinde, mallar eşler arasında yarı oranında bölüşülecektir

T.C.
YARGITAY

  1. Hukuk Dairesi
    Esas No: 2014/11557
    Karar No: 2015/1088
    Karar Tarihi: 20.01.2015
    MAL PAYLAŞIMI DAVASI – ALACAĞA KARAR TARİHİNDEN GEÇERLİ OLMAK ÜZERE FAİZ YÜRÜTÜLMESİ GEREKİRKEN HATALI DEĞERLENDİRME SONUNDA KARAR VERİLMESİ – HÜKMÜN BOZULMASI
    ÖZET: Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince, mahkemece kabul edilen katılma alacak miktarına
    dava tarihinden geçerli olarak faize hükmedilmiştir. Kabul edilen alacak katılma alacağı olduğuna göre
    TMK’nun maddesi uyarınca alacağa karar tarihinden geçerli olmak üzere faiz yürütülmesi gerekirken
    hatalı değerlendirme sonunda yazılı şekilde karar verilmesi de usul ve yasaya uygun olmamıştır.
    (4721 S. K. m. 170, 202, 225, 231, 236)
    Dava: .. ve .. aralarındaki mal paylaşımı davasının kabulüne dair . Aile Mahkemesi’nden verilen
    27.01.2014 gün ve 73/75 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacı
    vekilleri ve davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu
    anlaşılmış ve duruşma için 20.01.2015 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti.
    Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Avukat …, davacı vekili Avukat …ve Avukat … geldiler.
    Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü
    açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
    Davacı …vekili, boşanma ile birlikte açılan ve sonrasında tefrik edilen dava dosyasında davacının
    çalışarak elde ettiği gelirleri ile yedi parça taşınmaz aldığını, davalı adına tapuya tescil ettirildiğini,
    taşınmazlardan bir tanesinin üzerine de üç katlı ev inşa ettirildiğini, ev inşaatı için de davacının aracını
    sattığını, bankadan kredi çektiğini açıklayarak 10.700 TL üzerinden harç yatırarak katılma alacağı
    istediğini bildirmiş, 25.06.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere yedi
    parça taşınmaz ve üç katlı bina bakımından tasfiye tarihi itibarıyla tespit edilecek parasal değerleri ile
    ilgili şimdilik 220.000 TL katılma alacağının dava tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile
    davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı Sultan vekili, davalının sadece aracının satışından gelen para ile ev inşaatında 10.000 TL katkısı
    olduğunu, inşaatın davalının babasından mirasen gelen taşınmazların satışından gelen para ile
    tamamlandığını, diğer parsellerin de davalının babasından kalan taşınmazların satışından gelen gelirle
    satın alındıklarını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
    Mahkemece, davanın kabulü ile 73.048,14 TL’nin karar tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte
    davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz
    edilmiştir.
    Taraflar 05.05.1983 tarihinde evlenmişler, 26.10.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne
    ilişkin hüküm 08.02.2011 tarihinde kesinleşmekle evlilik birliği son bulmuştur. TMK’nun
    225.maddesinin 2.fıkrasına göre evliliğin boşanma ile sona erdirilmesi durumunda, eşler arasında mal
    rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle son bulur.
    Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı
    MK’nun 170.maddesi gereğince mal ayrılığı, bu tarihten boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise,
    4721 sayılı TMK’nun 202. maddesi uyarınca yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.

    Dava dilekçesindeki açıklamalar ve dosya kapsamına göre dava yedi parça taşınmaz ve taşınmazlardan
    bir tanesinin üzerine inşa edilen üç katlı bina bakımından açılan katılma alacağı isteğine ilişkindir.
    Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin
    yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır
    (TMKnun 231, 236/1.m.). TMK’nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait
    olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat
    edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte
    bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de
    yoktur. Katılma alacağı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden
    (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş
    malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin
    (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak
    katılma alacağının hesaplanması gerekir.
    Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve ilâmda belirlenip
    dayanılan gerektirici sebeplere, davacı tarafından edinilmiş mal niteliğindeki gelirleri ve birikimleri ile
    14.10.2004 tarihinde edinilen 271 ada 3 parsel ile üzerine 2005-2006 yılları arası inşaa edilen binanın
    birinci katına katkısı gözetilerek usul ve yasaya uygun şekilde hesaplamayı içeren bilirkişi raporu
    doğrultusunda yazılı şekilde 73.048,14 TL katılma alacağına hükmedildiğine, davacının kısmen
    katkıda bulunduğu davalı tarafça da “sadece 10.000 TL katkısı vardır” şeklinde kabul edildiğine,
    taşınmazın alım ve üzerine inşa edilen binanın birinci katının inşaası tarihinde davalının babasından
    miras yolu ile gelen taşınmazlardan satış yolu ile yapılan bir katkı olmadığına, dava dilekçesinde 2008
    yılı Ocak ayında yapımına başlandığı bildirilen binanın ikinci ve üçüncü katının tamamlanmasında ise
    davalının babasından miras yolu ile kalan ve 2008 yılı başından itibaren satılan bir kısım taşınmazların
    satışından gelen bedellerin kullanıldığı gerek dosya arasındaki tedavüllü tapu kayıtları gerek tanık
    beyanları, gerekse davacı tarafın davalıya babasından miras kalan taşınmazların bir kısmının inşaatın
    tamamlanması için satıldığına yönelen ifadelerinden anlaşıldığına göre davalı vekilinin hükmün
    esasına yönelen tüm, davacı vekilinin ise aşağıda yazılı husus dışındaki diğer temyiz itirazlarının
    reddine,
    Ancak, dava konusu 1626 ada 4 ve 5, 1627 ada 5,6,7 ve 8 parsellerin tapuda 14.02.2008 tarihinde
    davalı adına satın alma yolu ile tescil edildikleri yazılı ise de dosyaya getirtilen alım belgelerine göre
    altı parça taşınmazın da Yeşilyurt Belediyesi’nden ihale satın alındıkları ve alım bedellerinin
    12.11.2007 tarihinde ödendiği, 1626 ada 4 parselin 15.04.2009, 1626 ada 5 parselin ise 30.10.2008
    tarihinde mal rejimi sona ermeden kısa süre önce dava dışı üçüncü kişilere tapuda devredildikleri
    anlaşılmaktadır. Davacı, bu taşınmazlara edinilmiş mal niteliğindeki (TMK m.219/1) çalışarak elde
    ettiği gelirler ve birikimlerle katkıda bulunduğunu iddia etmiştir. Davalı taraf ise bu taşınmazların
    tamamının davalıya babasından miras yolu ile gelen bir kısım taşınmazların satışı ile edinildiğini
    savunmuştur. Dosyaya getirtilen ve davalıya miras yolu ile geldikleri konusunda taraflar arasında
    ihtilaf bulunmayan taşınmazlara ait kayıtlar incelendiğinde dava konusu taşınmazların alım tarihleri
    öncesinde 1727 ada 9 parselin 05.09.2007 tarihinde satıldığı, diğer taşınmazların satış tarihlerinin ise
    dava konusu taşınmazların alım tarihinden sonrasına isabet ettiği görülmektedir. Toplanan deliller ile
    alım ve satım tarihleri karşısında dava konusu altı parça taşınmazın alımında sadece 1727 ada 9
    parselin satışından gelen gelirin kullanıldığı, diğer satılan taşınmazlardan gelen paranın 271 ada 3
    parsel üzerindeki dava konusu binanın ikinci ve üçüncü katının inşaası ve tamamlanmasında
    kullanıldığının, diğer anlatımla kişisel malın yerine geçen değer olduğunun kabulü gerekir. Belediye’ye
    ait ödeme makbuzları karşısında dava konusu taşınmazların alım tarihi sonrasında satılan
    taşınmazlardan gelen paranın dava konusu taşınmazların alımında kullanıldığı kabul edilemez.
    Bu durumda Mahkemece yapılması gereken iş; dava konusu 6 parça taşınmazın ihale ile alındıkları,
    alım bedellerinin makbuzlarla sabit ve toplam 45.587 TL olduğu gözetilerek, alımda kullanıldığı kabul
    edilen 1727 ada 9 parselin 12.11.2007 (altı parça taşınmazın edinme tarihi) itibarıyla piyasa sürüm
    değerinin konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile belirlemek, belirlenecek bu bedelin altı parça
    taşınmazın toplam alım bedelinin ne kadarını karşılamaya yettiğinin tesbiti ile yapılacak oranlamaya

    göre bu kısmı davalının kişisel malından yapılan katkı, kişisel malın yerine geçen değer nedeniyle
    denkleştirmede kişisel mal olarak dikkate almak, bakiye kısmı ise edinme tarihi itibarıyla TMK’nun
    231.maddesi gereği artık değer kabul etmek, dava konusu taşınmazlardan boşanma dava tarihinden
    kısa süre önce elden çıkartılan 1626 ada 4 ve 5 parsel için devir, diğer dört parça taşınmaz için bozma
    sonrası karar tarihine en yakın tarih itibarıyla piyasa sürüm değerlerini yeniden konusunda uman
    bilirkişi aracılığı ile tesbit ettirmek, bu miktarın denkleştirmede davalının kişisel malının (1727 ada 9
    parselin) satışından gelen bedele göre belirlenen katkı oranı ile çarpılması sonucu bulunacak miktar
    düşüldükten sonra kalan bedelin artık değer olduğundan hareketle artık değerin yarısı oranında
    davacının katılma alacağına hükmetmek, bu hesaplama ve değerlendirmeler yapılırken gerektiğinde
    konusunda uzman bilirkişilerden gerek değerler gerekse kişisel mal sebebiyle denkleştirmeye esas
    alınacak miktar ve katılma alacağı payı ile ilgili gerekçeli ve hüküm kurmaya elverişli rapor almak,
    hüküm kurulurken taraflar lehine kazanılmış haklara riayet etmek olmalıdır. Bu şekilde değerlendirme
    yapılması gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde altı parça taşınmazın da davalının kişisel
    malı olduğu kabul edilerek davacı aleyhine hüküm kurulması doğru olmamıştır. Davacı vekilinin altı
    parça taşınmazla ilgili bu hususa ilişen temyiz itirazları yerindedir.
    Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları kısmen yerinde görüldüğünden kabulü
    ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün altı parça taşınmazla ilgili bölüme yönelik olarak 6100 sayılı
    HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca
    BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı vekilinin kısmen kabul ve vekalet ücretine yönelen
    temyiz itirazlarının bu aşmada incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK
    m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama
    karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 1.247,50 TL peşin harcın istek
    halinde davacıya, 1.248,00 TL peşin harcın da istek halinde davalıya iadesine 20.01.2015 tarihinde
    oybirliği ile, karar verildi.

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir