Eşlerden birinin evlilik birliğini sona erdirme amacı ile ilgili mahkemede açılan davalara boşanma davası denir. Boşanma davası nasıl açılır, boşanma davası nerede açılır, boşanma davası açarken nelere dikkat edilmelidir, boşanma davası nasıl sonuçlanır gibi birçok husus merak edilen hususlar arasındadır.Boşanma davalarında görevli mahkeme aile mahkemeleridir. Aile mahkemesi olmayan yargı çevrelerinde ise asliye hukuk mahkemeleri aile mahkemesi sıfatı ile bu davaları yürütmektedirler.
Yetkili mahkeme ise ya tarafların son 6 aydır ikamet ettikleri yerde bulunan mahkeme ya davacının yerleşim yerinde bulunan mahkeme ya da davalının yerleşim yerinde bulunan mahkemedir. Dava bu üç yetkili yerden herhangi birinde açılabilir. Anlaşmalı boşanmada taraflar her hususta aralarında hiçbir uyuşmazlık olmaksızın anlaşmalıdırlar. Bu hususlara örnek olarak velayet, nafaka, edinilen mallar gösterilebilir.
Taraflar arasında anlaşma durumu yok ise çekişmeli boşanma davası açılması gerekmektedir. Çekişmeli boşanma ise anlaşmalı boşanmaya nazaran daha uzun süren ve meşakkatli bir süreçtir. Dilekçe aşamaları göz önüne alındığında ön inceleme duruşması ancak 3-4 ay sonra yapılabilmektedir. Delil ve tanık sunulması bu hususların irdelenmesi, üst yargı yollarına başvurulması derken bu süreç 4-5 yılı bulabilmektedir.
T.C.
Bölge Adliye Mahkemesi
Kayseri 2. Hukuk Dairesi
Esas No: 2023/2236
Karar No: 2023/2268
Karar Tarihi: 30-11-2023
BOŞANMA DAVASI – DAVACI KARŞI DAVALI KADININ ZİYNET TALEBİ HAKKINDA GEREKÇELENDİRİLEREK OLUMLU YADA OLUMSUZ BİR
KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ – YENİDEN TALEPLER YÖNÜNDEN KARAR VERİLMEK ÜZERE İLK DERECE MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİ
ÖZET: Somut olayda; İlk Derece Mahkemesi davacı-karşı davalının ziynetlere dair talebi hakkında
hüküm kısmında ziynet eşyaları iadesi talebinin reddine karar vermiştir. Ancak hükmün gerekçesinde
ziynet talebinin neden reddedildiğine dair gerekçe bulunmamaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere
mahkeme gerekçesi ile o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan
hükmün hangi nedenlere ve hangi hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar. Verilen bir
kararın gerekçesiz olması hatalı olup kararın kaldırılması sebebidir. İlk derece mahkemesince
yapılacak işlem dosya kapsamında toplanan deliller ışığında davacı-karşı davalı kadının ziynet talebi
hakkında gerekçelendirilerek olumlu yada olumsuz bir karar vermekten ibarettir. Davacı-karşı
davalının ziynet eşyalarına ilişkin verilen karar hatalı olmuştur. Davacı-karşı davalının istinaf
başvurusunun kabulü ile davacı-karşı davalının ziynet eşyalarına dair verilen kararın kaldırılarak
açıklanan yönde işlem yapmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek
gerekmiştir. Sonuç olarak; yukarıda açıklanan nedenlerle davacı-karşı davalı kadının istinaf
başvurusunun açıklanan sebeple kabulüne, HMK.nun 353/1-a-6 ve 355. maddeleri gereğince ziynet
eşyalarına dair verilen kararın kaldırılmasına, dairemiz kaldırma gerekçesine göre davacı-karşı
davalının sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dosyanın Dairemizin
kararının içeriğine göre işlem yapılmak ve yeniden talepler yönünden karar verilmek üzere İlk Derece
Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
(2709 S. K. m. 141) (4721 S. K. m. 166, 174, 175, 182) (6100 S. K. m. 297)
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi
ve numarası gösterilen karara davacı-karşı davalı tarafça istinaf başvurusunda bulunulmakla,
HMK.nun 353/1-b-1-son cümle uyarınca duruşma yapılmadan dosya incelendi gereği düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı/karşı davalı vekili dava dilekçesinde özetle; “taraflar evli olup müşterek bir çocukları
bulunmaktadır. Müvekkilimiz ile davalı eşi arasında evliliklerinin ilk zamanlarında başlayan
anlaşmazlıklar, günden güne artarak, günümüze kadar devam etmiştir. Anlaşmazlıkların temelinde,
aldatma, pek kötü yaşam tarzı, hakaret-küfür, müşterek konutu terke zorlaması, ailenin ihtiyaçlarını
karşılamaması, eşe ve ailesine karşı kötü muamelede bulunması, dedikodu yapması, arkalarından kötü
söz sarf etmesi ve küçümsemesi, fiziksel-psikolojik baskı ve şiddet uygulaması ve davalının ve
ailesinin tehdit, hakaret ve küçüksemesine mağruz kalması yatmaktadır. Davalı eş, pek kötü yaşam
tarzına sahip biridir. Ekte sunmuş olduğumuz telefon yazışma kayıtlarından da anlaşılacağı üzere
davalı, …. isimli arkadaşıyla yabancı kadınlarla “grup” diye tabir ettiği zina eylemi için konuşmaktadır.
Davalı eş, gerek sosyal medya kanalıyla gerekse sosyal hayatta sürekli yeni arkadaşlıklar edinmekte,
sıkça zaman geçirmekte ve özellikle kadınlarla iletişim kurmaktadır. Davalı eş, nişan ve düğünde
takılan ziynet eşyaları, davalı tarafından zorla davacı/müvekkilden alınmıştır. İstikrar kazanmış emsal
–
içtihatlar uyarınca ziynet eşyaları, kim tarafından, kime takılırsa takılsın, kadına bağışlanmış sayılır ve
artık kadının kişisel malı sayılır. Yine takılar ile ilgili talepler, boşanma davası ile birlikte ileri
sürülebilir. Buna göre gerek fotoğraflarda gerekse CD’lerde görüleceği üzere (genel olarak 6 adet
çeşitli gramlarda bilezik, 80 tane çeyrek altın, 3 tane tam altın, 1 adet yüzük, 1 adet küpe, 1 adet kolye,
8.000-TL tutarında para) belirlenen aynen iadesine, bu mümkün olmayacak ise Sayın Mahkemenizce
kurulacak ara karar doğrultusunda dava değeri bildirerek eksiklikleri ikmal edeceğimizi bildirerek,
maddi tazminat talebimiz olacağını talep ederiz. Haklı Davanın Kabulü ile tarafların boşanmalarına,
müşterek çocuğun yaşı ve ruhsal-fiziki yapısı itibariyle anne sevgisine olan ihtiyacı nedeniyle öncelikle
velayetinin yasa ve içtihat gereği davacı/müvekkil anneye verilmesine, davalının alkol bağımlılığı,
kötü yaşam tarzı ve şiddet yanlısı hal ve hareketleri nedeniyle müşterek çocukla arasında şahsi ilişki
tesis edilmemesine, Davacı/müvekkil halihazırda çalışıyor olmakla birlikte asgari ücret düzeyinde
kazanç elde etmesi ve bu meblağın emsal içtihatlar uyarınca da yoksulluğu ortadan kaldırmadığı,
boşanmada kusurun davalıya ait oluşu ve müşterek çocuğun bakım giderlerine katılma yükümlülüğü
kapsamında TMK m.175 uyarınca eş için tedbiren aylık 1.000-TL, TMK.nun 182. maddesi uyarınca
çocuk için tedbiren 1.000-TL nafaka tayinine karar verilmesini, nafakaların dava boyunca tedbiren
hükümle birlikte yoksulluk ve iştirak nafakası olarak devamına, Davacı/müvekkilin evlilik süresince
yaşadığı üzüntü ve ızdırap nedeniyle 4721 s. TMK.nun 174. maddesi kapsamında, 100.000-TL maddi
ve 100.000-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan
tahsiline, Davalı tarafından el konulan takıların tekrar müvekkilime geri verilmesini talep etmekteyiz.
Bu mümkün olmayacak ise Sayın Mahkemenizce kurulacak ara karar doğrultusunda dava değeri
bildirilerek eksiklikleri ikmal edeceğimizi bildirir, maddi tazminat talebimizi saklı tuttuğumuzu,
yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini saygıyla vekil
eden adına talep ederiz.” şeklinde talepte bulundukları anlaşılmıştır.
Davalı/karşı davacı vekilinin karşı dava ve cevap dilekçesinde “mahkemenizin yetkisiz olması
nedeniyle davanın reddine karara verilmesini talep etmek gerekmiştir. Davacı yan ve davalı-karşı
davacı müvekkilin son kez birlikte yaşadıkları yer adresi Keçiören/ANKARAdır. Nitekim davalı
müvekkilin ikametgâh adresi Ankara olup, davalı yanın da dava tarihi itibariyle yerleşim yeri de
Ankara olduğundan; işbu davaya bakmakla yetkili mahkeme Ankara Aile Mahkemeleridir. Nitekim
davalı yan 14.02.2021 tarihli polis ifade tutanağında adresini …. Mah. …. Sk. …. Apt. Blok no2/12
Keçiören/Ankara olarak bildirmiştir. Yine davacının müvekkil aleyhine almış olduğu koruma kararında
da bahsi geçen adresteki müşterek konut davacı yana tahsis edilmiştir. Resmi kurum kayıtlarına
bildirmiş olduğu bu adresle yerleşim yerinin Ankara olduğu sabittir. Tüm bu sebeplerle öncelikle ilk
itirazlarımızın değerlendirilerek davanın yetkisizlik nedeniyle reddine karar verilmesini talep
etmekteyiz. Davacı/karşı davalı yan, dava dilekçesinde taraflar arasındaki anlaşmazlıkların günden
güne arttığını, bunların temelinde de aldatma, pek kötü yaşam tarzı, hakaret-küfür, müşterek konutu
terke zorlaması, ailenin ihtiyacını karşılamaması, eşe ve ailesine kötü muamelede bulunması, dedikodu
yapması, fiziksel ve psikolojik baskı ve şiddet uygulanmasının yattığını ileri sürmüştür. Ancak bu
iddiaların tamamı hukuki dayanaktan yoksun ve mesnetsiz iddialar olup yalnızca müvekkile kusur
atfedebilmek için ileri sürülmüş soyut iddialardır. Davacı yan, dilekçesinde müvekkilin arkadaşı ile
yaptığını iddia ettiği konuşmalar içeren bir takım mesajlara yer vermiş ve müvekkilin pek kötü yaşam
tarzına sahip olduğunu, davacıyı aldattığını ileri sürmüştür. Öncelikle sözkonusu mesajlaşmaların
müvekkile ait olmadığını belirterek aksi düşünülse dahi sözkonusu mesajlaşmaların işbu dava dosyası
için delil olarak kullanılamayacağını bildiririz. Zira kabul etmemekle birlikte Yargıtay içtihatlarında da
belirtildiği üzere; açıkça hukuka aykırı yolla elde edilmiş delillerin ispat gücü olmadığı, dolayısıyla,
hukuka aykırı (yaratılmış veya elde edilmiş) delillerin hiçbir şekilde ispat aracı olarak kullanımının
mümkün olmadığı kabul edilmiştir. Davacı yan birkaç defa evi terk etmiş olup davalının ve ailesinin
yoğun çabaları sonrasında tekrar eve dönmüş ve aile birliği sağlanmaya çalışılmıştır. Ancak davacı yan
eve döndükten sonra da davalı müvekkilin akrabalarını, komşularını arayarak “ben ona kadınlık
yapmam, ben onunla olmam” diye söylemlerde bulunmuştur. Davalı müvekkile de sürekli bahaneler
sunarak, seni istemiyorum, seninle birlikte olmayacağım istersen başka kadınlara git benden sana eş
olmaz şeklinde söylemlerde bulunmuş ve davalı müvekkilin isteklerini geri çevirmiştir. Öte yandan
davacının şu an müşterek çocuğu da alarak gitmiş olduğu ev, annesinin evi olup oldukça küçük ve
fiziki koşulları yetersiz bir köy evidir. Müşterek çocuk davacı anne ile kalması durumunda oldukça zor
şartlarda ve gelişimine uygun olmayan ortamlarda bulunmak zorunda kalacaktır. Bu nedenle dava
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 2 /5
süreci boyunca geçici velayetin, dava sonuçlanınca kesin olarak velayetin davalı babaya verilmesini
talep etmekteyiz. Nitekim davacı yan şu an dahi müşterek çocuğu babasına göstermemektedir.
Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde dava süreci boyunca çocuk ile baba arasında kişisel ilişki
kurulması yönünde hüküm kurulmasını talep etme zorunluluğu hasıl olmuştur. Tüm bu sebeplerle
davacı-karşı davalı yanın dava dilekçesi ile talep ettiği, maddi-manevi tüm tazminat taleplerinin,
velayete ve kişisel ilişki kurulmasına yönelik talepleri ile nafakaya ilişkin tüm taleplerinin reddi ile
karşı davamızın kabulüne karar verilmesini talep etmek gerekmiştir. Evlilik birliği ortak hayatı
sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığından, fiilen sona eren
evlilik birliğinin hukuken de sona ermesi için tarafların boşanmalarına, müşterek çocuk ….ün
velayetinin davacı müvekkil baba ….e bırakılmasına, davacı müvekkil lehine müşterek çocuk …. için
aylık 1.000-TL.nin davanın devamı müddetince tedbir nafakası, davanın sonunda iştirak nafakası
olarak devamına ve nafakanın her yıl Tefe/Tüfe oranında arttırılmasına, müvekkil davacı için 100.000-
TL maddi ve 100.000-TL manevi tazminatın davalıdan alınarak müvekkile verilmesine, yargılama
giderleri ve vekâlet ücretinin davalı üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep ederiz.” şeklinde
talep ve cevapta bulundukları anlaşılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Yerel mahkemece, davacı/karşı davalının ve davalı-karşı davacının taleplerinin kısmen kabul kısmen
reddi ile tarafların boşanmalarına, davacı/karşı davalıya 10.000-TL manevi tazminatın davalı/karşı
davacıdan alınarak davacı/karşı davalıya verilmesine, davacı/karşı davalının maddi tazminat talebinin
reddine, müşterek çocuk ….’ün velayetinin anneye verilmesine, müşterek çocuk ile baba arasında şahsi
ilişki tesisine, müşterek çocuk için 1.000-TL iştirak nafakası ve anne …. için 1.000-TL yoksulluk
nafakası hükmedilmesine, davacı/karşı davalının ziynet eşyaları iadesi talebinin reddine, davalı/karşı
davacının boşanmanın ferileri ve tazminat, velayet, nafaka taleplerinin reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı-karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece verilen kararda maddi
tazminat talebinin reddinin, ziynet talebinin reddinin hatalı olduğunu, manevi tazminat miktarının,
iştirak nafakası miktarının ve yoksulluk nafakası miktarının düşük olduğunu, bu nedenle yerel
mahkemece verilen kararın kaldırılmasını, talepleri doğrultusunda davanın kabulüne vekalet ücreti ve
masrafların karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ederek kararı istinaf etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Asıl dava; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı boşanma (TMK.nun 166/1. mad.) davası ve
kişisel eşya (ziynet eşyası) iadesi davasıdır. Karşı dava ise; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına
dayalı boşanma (TMK.nun 166/1. mad.) davasıdır. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı
davacı-karşı davalı vekili süresinde istinaf talebinde bulunmuştur.
Mahkememizce; re’sen gözetilecek kamu düzenine aykırı haller dışında istinaf sebepleriyle sınırlı
olarak yapılan (HMK.nun 355. maddesi) inceleme sonucunda;
Dairemizce; re’sen gözetilecek kamu düzenine aykırı haller yönünden yapılan inceleme neticesinde;
6100 sayılı HMK.nun 7251 sayılı kanunla değişik 353/1-a-6 maddesine göre; mahkemece
uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş
olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması halinde kararın esası
incelenmeksizin kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren
mahkemeye gönderilmesine bölge adliye mahkemesince kesin olarak karar verilir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 294-297. maddelerinde hükmün tefhimi, nasıl tesis
edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Anayasanın 141. maddesinde
öngörülen yargılamanın açıklığı ve kararların gerekçeli olması ilkesinin bir sonucu olarak düzenlenen
–
HMK.nun 297. maddesinde, mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı düzenlenmiş olup, birinci
fıkrasının da
“Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil
numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni
temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli
vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen
vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi,
varsa kanun yolları ve süresini.
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.”
ikinci fıkrasında ise;
”Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerinin her biri
hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında; açık,
şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği” düzenlemesine yer verilmiştir. Diğer
bir ifadeyle, tesis edilen hüküm infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır. Bu durum yargıda açıklık ve
netlik prensibinin gereğidir. Aksi bir durum, yeni tereddüt ve ihtilaflar ortaya çıkarır, hükmün hedefine
ulaşmasını engeller. Ayrıca yasanın aradığı anlamda, oluşturulacak kısa ve gerekçeli karar hüküm
fıkralarının; açık, anlaşılır, çelişiksiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de
sonucu itibariyle tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl
nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hangi hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını
ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte
olması gerekir.
Bu itibarla, denetime elverişli, usulün aradığı niteliklere haiz bir kararın bulunması istinaf incelemesi
yapılabilmesinin ön şartı olup bu nitelikte olmayan bir kararla ilgili olarak istinaf denetim ve
yargılaması yapılarak bir hüküm verilemeyecektir.
HMK.nun 355. maddesi gereği bu durumlar kamu düzenine ilişkin olup buna aykırılık halinde Bölge
Adliye Mahkemesi tarafından resen gözetilir.
Somut olayda; İlk Derece Mahkemesi davacı-karşı davalının ziynetlere dair talebi hakkında hüküm
kısmında ziynet eşyaları iadesi talebinin reddine karar vermiştir. Ancak hükmün gerekçesinde ziynet
talebinin neden reddedildiğine dair gerekçe bulunmamaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere mahkeme
gerekçesi ile o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi
nedenlere ve hangi hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar. Verilen bir kararın
gerekçesiz olması hatalı olup kararın kaldırılması sebebidir. İlk derece mahkemesince yapılacak işlem
dosya kapsamında toplanan deliller ışığında davacı-karşı davalı kadının ziynet talebi hakkında
gerekçelendirilerek olumlu yada olumsuz bir karar vermekten ibarettir. Davacı-karşı davalının ziynet
eşyalarına ilişkin verilen karar hatalı olmuştur. Davacı-karşı davalının istinaf başvurusunun kabulü ile
davacı-karşı davalının ziynet eşyalarına dair verilen kararın kaldırılarak açıklanan yönde işlem yapmak
üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
–
Sonuç olarak; yukarıda açıklanan nedenlerle davacı-karşı davalı kadının istinaf başvurusunun
açıklanan sebeple kabulüne, HMK.nun 353/1-a-6 ve 355. maddeleri gereğince ziynet eşyalarına dair
verilen kararın kaldırılmasına, dairemiz kaldırma gerekçesine göre davacı-karşı davalının sair istinaf
itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dosyanın Dairemizin kararının içeriğine göre işlem
yapılmak ve yeniden talepler yönünden karar verilmek üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine
karar vermek gerekmiş aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı-karşı davalının istinaf başvurusunun HMK.nun 353/1-a-6. maddesi gereğince kabulü ile
Tomarza Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesi’nin 06/04/2023 tarih, 2021/29 Esas,
2023/55 Karar sayılı ilamının ziynet eşyalarına dair verilen kararının KALDIRILMASINA,
2-Yukarıda belirtilen yöntemlere göre inceleme yaparak oluşan kanaate göre yeniden hüküm kurulması
için dava dosyasının Tomarza Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesi’ne
GÖNDERİLMESİNE,
3-Davacı-karşı davalı kadının sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine YER
OLMADIĞINA,
4-Davacı-karşı davalı tarafça asıl ve karşı dava için yatırılan 539,70-TL istinaf karar harcının tarafına
iadesine,
5-Davacı-karşı davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin yerel mahkemece
yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27.ve 359/3. maddeleri gereğince kararın ilk derece
mahkemesince taraflara tebliğe çıkarılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a maddesi
gereğince kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.