T.C.
YARGITAY

. Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2018/12-255
Karar No: 2021/1724
Karar Tarihi: 21-12-2021
MEMUR İŞLEMİNİN KALDIRILMASI İSTEMİ – HUKUK GENEL KURULUNCA BENİMSENEN ÖZEL DAİRE BOZMA KARARINA UYULMASI GEREKTİĞİ –
ÖNCEKİ KARARDA DİRENİLMESİ USUL VE YASAYA AYKIRI OLDUĞU – DİRENME KARARININ BOZULMASI GEREKTİĞİ – KARARIN BOZULMASI

ÖZET: İcra müdürünün üçüncü kişiye yapılan ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işleminin usulsüz olup
olmadığını denetleme yetkisi bulunmadığından, alacaklının üçüncü haciz ihbarnamesi çıkarılması
talebini yerine getirmek zorunda olup, icra müdürünün bu konuda takdir hakkı yoktur. Hal böyle
olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına
uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı
bozulmalıdır. Açıklanan nedenlerle; Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının
Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına, karar verilmiştir.
(2709 S. K. m. 2) (2004 S. K. m. 16, 17, 18, 33, 57, 79, 82, 85, 89, 103, 127, 128, 169, 269) (7201 S.
K. m. 21, 32) (YHGK 27.11.2015 T. 2015/12-1881 E. 2015/2705 K.) (Tebligat Kanununun
Uygulanmasına Dair Yönetmelik m. 53)
Dava: 1. Taraflar arasındaki “şikayet” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Karşıyaka 1. İcra
(Hukuk) Mahkemesince verilen şikayetin reddine ilişkin karar alacaklı vekili tarafından temyiz
edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece
Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.
Karar: 2. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

  1. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
    I. İNCELEME SÜRECİ
    Alacaklı İstemi:
  2. Alacaklı vekili şikayet dilekçesinde; alacaklı oldukları Karşıyaka 2. İcra Müdürlüğünün 2009/6.97
    E. sayılı dosyasında talepleri doğrultusunda üçüncü kişi ….’e 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun
  3. maddesine göre ikinci haciz ihbarnamesi çıkarıldığını ve 18.12.2014 tarihinde Tebligat Kanunu’nun
  4. maddesine göre tebliğ edildiğini, ikinci haciz ihbarnamesinin kesinleşmesiyle aynı şahsın
    belirttikleri adresine üçüncü haciz ihbarnamesi tebliğ edilmesi taleplerinin icra müdürlüğünce birinci
    (doğrusu ikinci) haciz ihbarnamesinin usulsüz tebliğ edildiğinden bahisle reddedildiğini, İİK’nın 79.
    maddesinde icra müdürünün haciz işlemi yapacağının, aynı Kanun’un 85. maddesinde belirtilen yasal
    koşullar altında borçlunun yedinde ve üçüncü şahısta olan mal ve haklarının haczolunacağının
    düzenlendiğini, İİK’da icra memuruna haciz uygulaması konusunda bir takdir yetkisi tanınmadığını,
    haciz ihbarnamelerinin usulsüz tebliğ edilip edilmediğinin haciz işleminden sonra ancak borçlunun
    veya kendilerine haciz ihbarnamesi tebliğ edilen üçüncü kişinin şikayeti halinde göz önünde
    bulundurulacağını ileri sürerek 07.01.2015 tarihli memur işleminin kaldırılmasına ve üçüncü kişiye
    İİK’nın 89/3. maddesi gereğince tebligat çıkartılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
    Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 1 /8
    Mahkeme Kararı:
  5. Karşıyaka 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 26.02.2015 tarihli ve 2015/77 E., 2015/89 K. sayılı kararı
    ile; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, üçüncü kişiye gönderilen ikinci haciz
    ihbarnamesinin yedi günlük itiraz süresinin sonunda (itiraz edilmemesi halinde) borçlunun alacağına
    ilişkin malın yedinde veya borcun zimmetinde sayılması sonucunu doğurduğu, İİK’nın 89/3. maddesi
    uyarınca ikinci haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmeyen üçüncü kişiye on beş gün içinde parayı
    icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi, yahut menfi tespit davası açması, aksi
    takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağının üçüncü
    haciz ihbarnamesi ile bildirileceği, üçüncü kişiye gönderilen ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işleminin
    sonuçları itibari ile itirazda bulunmayan üçüncü kişiye yedinde sayılan malın teslimi ve takibe konu
    borcun ödenmesi yönünden işlem yapılmasını sağlayan üçüncü haciz ihbarnamesi gönderilmesine yol
    açtığı, İİK’nın 79 ve 85. maddelerinin daha önceden icra müdürüne haciz uygulaması konusunda bir
    takdir yetkisi tanımayıp kesin şekilde haciz yapılmasını öngörmesine rağmen, 02.07.2012 tarihli ve
    6352 sayılı Kanun’un 16. maddesi ile değişik İİK’nın 82/son maddesinin bu kuralı değiştirmek suretiyle
    icra memurunun haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirerek
    haciz talebinin kabulü veya reddine karar verebileceğini öngördüğü, ancak icra memurunun bu
    yetkisinin mutlak olmayıp, icra hakiminin yerindelik ve yasaya uygunluk denetimine tabi olduğu,
    somut olayda İİK’nın 89/3. maddesi kapsamında üçüncü kişi bakımından yedinde sayılan malın teslimi
    veya borcun ödenmesine yönelik haciz uygulanmasına yol açan ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işlemi
    ele alındığında özellikle, tebliğ yapılacak kişinin araştırıldığı, komşusu olan kişinin kimlik bilgileri
    bildirilmeyerek imzadan çekinme halinden dolayı usule uygun ve geçerli bir tebliğ işlemi bulunmadığı,
    buna göre de borçlu konumunda bulunmayan üçüncü kişinin mülkiyet hakkının kullanımını kısıtlayan
    ve kamu düzenini ilgilendiren, borçtan sorumluluğu bağlamında haciz tehdidi altında bırakılacağı
    gözetildiğinde tebliğ işleminin geçerliliği açısından icra memurunun İİK’nın 82/son maddesinden
    kaynaklanan yetkisini kullanmasında bir isabetsizlik ve usulsüzlük bulunmadığı gerekçesi ile şikayetin
    reddine karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
  6. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde
    bulunmuştur.
  7. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 18.06.2015 tarihli ve 2015/10311 E., 2015/17068 K. sayılı kararı ile;
    Alacaklı tarafından borçlu hakkında başlatılan adi kiraya ve hasılat kiralarına ait takipte; borçlulara
    örnek 13 numaralı ödeme emrinin tebliği ve takibin kesinleşmesinden sonra, alacaklı, kendisine İİK’nın
    89/1 ve 89/2 maddeleri kapsamında birinci ve ikinci haciz ihbarnameleri gönderilen 3. kişi ….’e İİK’nın
    89/3 maddesi uyarınca üçüncü haciz ihbarnamesi gönderilmesini talep etmiş, icra müdürlüğünün
    şikayete konu 07.01.2015 tarihli kararı ile “3. kişiye ikinci haciz ihbarnamesinin usulüne uygun tebliğ
    edilmediğinden bahisle istemin reddine karar verilmiştir. Alacaklının icra mahkemesine başvurusu
    şikayete konu bu icra müdürlüğü işleminin kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece; “tebliğ
    işleminin geçerliliği açısından icra memurunun İİK’nın 82/son maddesinden kaynaklanan yetkisini
    kullanmasında bir isabetsizlik ve usulsüzlük bulunmadığı, 3. kişiye gönderilen ikinci haciz ihbarnamesi
    tebliğ işleminin usulüne uygun olmadığı’ gerekçeleri ile şikayetin reddine karar verildiği
    görülmektedir.
    02.07.2012 tarihli ve 6352 Sayılı Kanunun 16. maddesi ile değişik İİK’nın 82/son maddesinde icra
    memuruna tanınan takdir yetkisi, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığına
    yöneliktir. Tebliğ işlemlerinin usulsüzlüğü ancak ilgilisi tarafından İİK’nın 16. maddesi uyarınca yasal
    sürede icra mahkemesinde şikayet yoluyla ileri sürülmesi halinde değerlendirilebilecek bir husus olup,
    icra müdürlüğünce kendiliğinden nazara alınıp tebligatın usulsüz olduğuna karar verilemeyeceği gibi,
    icra mahkemesince de re’sen inceleme konusu yapılamaz.
    Somut olayda, 3. kişi ….’e, birinci haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmemesi üzerine ikinci haciz

    ihbarnamesi gönderildiği, ikinci haciz ihbarnamesinin 18.12.2014 tarihinde tebliği üzerine 3. kişinin
    süresinde herhangi bir itirazda bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda icra müdürlüğünce alacaklının
    talebi doğrultusunda işlem yapılarak üçüncü kişiye üçüncü haciz ihbarnamesi gönderilmesi gerekirken,
    ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işleminin usulsüz olduğu gerekçesiyle istemin reddedilmesi bir hakkın
    yerine getirilmemesi niteliğinde olup, İİK’nın 16/2. maddesi uyarınca süresiz şikayete tabidir. O halde
    mahkemece, şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…”
    gerekçesi ile karar bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
  8. Karşıyaka 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 02.09.2015 tarihli ve 2015/370 E., 2015/447 K. sayılı
    kararı ile; takip işlemlerinin başlatılmasından infazla son bulması aşamasına kadar hukuki
    sonuçlarından borçlunun haberdar edilmesi temel ilkesine dayandığı, ödeme veya icra emrinin
    gönderilmesinden başlayarak İİK’nın 103. maddesinde düzenlenen davetiyenin çıkarılması, İİK’nın 89.
    maddesinde düzenlenen haciz ihbarnamelerinin gönderilmesi, kıymet takdiri ve satış ilanı tebliğ
    işlemleri (İİK’nın 128/a, 127), mükellefiyet listesinin tebliğinin bunların en başında gelenler olduğu,
    borçlunun yapılan işlemlerden haberdar edilmesi sonucunda ise yasada öngörülen itiraz ve şikayet
    haklarının (İİK’nın 16, 62, 33, 169, 269, 128/a vb.) kullanılması hakkının doğduğu ve bu durumlarda
    yapılacak yargı denetimiyle hukuk devleti olmanın temel gerekliliğinin yerine getirileceği, takip
    işlemleriyle ilgili tebligatlarda öngörülen zorunlu şekil unsurlarına uyulmaması, örneğin adreste
    bulunmama halinin Tebligat Yönetmeliğinin 30/1. maddesine göre araştırılmaması, muhatapla aynı
    adreste bulunan reşit olmayan kişiye tebliğ evrakının teslimi, yurt dışında olan veya ölen kişiye
    Tebligat Kanunu’nun 21/1 ve Yönetmeliğin 30. maddesi uyarınca usulünce araştırma
    gerçekleştirmeden yapılmış olan usulsüz tebliğ işlemlerinin, başlangıçta icra memuru tarafından
    geçerliliğinin sorgulanmayarak takip işlemlerine devam edilmesine zorlanmasıyla İİK’nın 16.
    maddesine dayalı şikayet yolu ile tebligatın iptali yasa yolunun, takip işlemlerinde gelinen aşamaya
    göre çoğu kez telafisi olanaksız sonuçlar doğuran gecikmelere yol açması karşısında haczedilen
    taşınmazın satılması (İİK m. 129), haciz ihbarnamesi gönderilen üçüncü kişi yönünden borcun
    zimmetinde sayılması (İİK m.89/3) itiraz ve şikayet haklarının kullanılmaması (İİK m. 16, 62, 33, 169,
    269, 128/a vb.) gibi ağır sonuçlar doğurduğu, tüm bu sonuçlara rağmen usulsüz ve geçersiz tebliğ
    işlemine rağmen icra memurunun bu tebligata bağlı takip işlemlerini yapma yetkisini tanımak suretiyle
    hukuka aykırı sonuçların doğmasına yol açılmasının hukuk devlet ilkesi (Anayasa m. 2) ile
    bağdaşmayacağı gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
  9. Direnme kararı süresi içinde alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    II. UYUŞMAZLIK
  10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; icra müdürünün üçüncü kişiye
    yapılan ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işleminin usulsüz olup olmadığını denetleme yetkisi bulunup
    bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre alacaklının üçüncü haciz ihbarnamesi çıkarılması
    talebinin reddine ilişkin icra memurluk işleminin kaldırılmasına karar verilmesinin gerekip
    gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
    III. GEREKÇE
  11. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle şikayetin açıklanması gerekmektedir.
  12. İcra (ve iflas) dairesi İcra ve İflas Kanunu’nu (ve icra-iflas hukukuna ilişkin diğer hükümleri)
    birinci derecede uygulamakla görevlidir. İcra (ve iflas) dairesi, bu görevlerini yaparken, kanunu yanlış
    uygular, kanunun kendisine tanıdığı takdir yetkisini hadiseye uygun olarak kullanmaz, bir hakkı yerine
    getirmez veya bir hakkın yerine getirilmesini sebepsiz sürüncemede bırakırsa, usulsüz (yolsuz) hareket
    etmiş olur. İcra (ve iflas) dairesinin bu gibi yolsuz işlemlerine karşı, bundan zarar gören ilgililer icra
    Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 3 /8
    mahkemesinde şikayet yoluna başvurabilirler (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara
    2013, s. 103).
  13. Şikayet, icra ve iflas hukukunda düzenlenmiş, kendisine özgü hukuki bir çaredir. Şikayet kendisine
    özgü bir yol olup bir dava ve gerçek anlamda bir kanun yolu değildir. Şikayet, icra takibinin taraflarına
    veya hukuki yararı bulunan diğer kişilere tanınmış ve bu yolla icra ve iflas dairelerinin (veya diğer icra
    organlarının) kanuna veya olaya uygun olmayan işlemlerinin iptalini veya düzeltilmesini ya da
    yapmadıkları veya geciktirdikleri işlemlerin yapılmasını sağlayan hukuki bir çaredir (Pekcanıtez,
    Hakan/ Atalay, Oğuz/ Özkan, Meral Sungurtekin/ Özekes Muhammet: İcra ve İflas Hukuku, 11. Bası,
    Ankara, 2013, s. 125 vd.).
  14. Şikayet İİK’nın 16, 17 ve 18. maddelerinde düzenlemiştir. Şikayetin konusu, icra ve iflas
    dairelerinin yapmış oldukları işlemlerdir. İcra dairesinin işleminden maksat, somut olay karşısında icra
    dairesinin davranış biçimidir. İşlemin, şikayete konu olabilmesi için mutlaka memurun olumlu bir
    davranışının olması gerekmez. İcra memurunun yapması gereken bir işlemi yapmaması veya ihmal
    etmesi, sürüncemede bırakması durumunda da bu olumsuz davranışı şikayet konusu olabilir.
  15. İşlem kavramından ilk olarak icra ve iflas memuru olarak ve icra ve iflas dairesi adına yaptığı
    işlemlerin anlaşılması gerekir. İşlemin bizzat icra veya iflas memuru tarafından yapılmış olması
    gerekmez. Örneğin icra veya iflas dairesinin tebliğleri PTT idaresi tarafından yapıldığı halde, posta
    memurunun icra dairesini temsilen yaptığı kanuna veya usulüne aykırı tebliğ işlemi dahi icra dairesinin
    işlemi olarak kabul edilmektedir. İşlemi yapan memurun şikayet sırasında o dairede halen çalışıyor
    olup olmamasının da bir önemi yoktur (Pekcanıtez, Hakan/ Simil, Cemil: İcra- İflas Hukukunda
    Şikayet, İstanbul 2017, s. 60-61).
  16. Bir muamelenin şikayet konusu olabilmesi için, şikayet edenin mutlaka zarar görmesi gerekmediği
    gibi, icra organının kusurlu olması da gerekmez. Şikayetin icra mahkemesi yerine icra dairesine
    yapılması, herhangi bir hukuki sonuç doğurmaz. Şikayet, icra mahkemesince incelenir ve karara
    bağlanır. İcra mahkemesinin şikayeti inceleyebilmesi için kendisine talepte bulunulması gerekir.
  17. Şikayet konusu işlemi yapmış olan icra (veya iflas) dairesinin kendi işlemi aleyhine şikayet yoluna
    başvurma hakkı yoktur. İcra müdürü tipik bir idari işlem yapmadığından işlemi geri alması menfaatler
    dengesi bakımından bir taraf lehine olan durumun bozulması anlamına gelebilir. İcra müdürü şikayet
    süresi içinde de olsa yaptığı işlemi kendiliğinden değiştirmemeli, işlemin doğru olup olmadığına
    şikayet üzerine icra mahkemesi karar vermelidir (Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder/ Ayvaz, Sema
    Taşpınar/Hanağası, Emel: İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2020, s. 80-81).
  18. İcra ve İflas Kanunu’nun 16. maddesi ile icra dairesinin işlem ve kararlarının değiştirilmesi ya da
    iptali şikayet yoluyla başvuru halinde icra mahkemesi kararı ile olanaklı kılınmıştır. Dolayısı ile icra
    dairesinin verdiği karardan kendiliğinden dönerek karar vermesi mümkün değildir. Nitekim bu ilkeler
    Hukuk Genel Kurulunun 27.11.2015 tarihli ve 2015/12-1881 E., 2015/2705 K. ile 16.03.2021 tarihli ve
    2017/12-360 E., 2021/264 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
  19. Yeri gelmişken usulsüz tebliğ işleminin irdelenmesi gerekmektedir.
  20. İcra ve İflas Kanunu’nun 21. maddesinin 1. fıkrası ile 57. maddesinin 1. fıkrasına göre icra işlerinde
    tebligat 7201 sayılı Tebligat Kanunu, Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik ve
    Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümlerine göre yapılır.
  21. Tebligat ile ilgili Kanun ve Yönetmelik hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler,
    bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemi olmakla, gerek tebliğ işlemi ve
    gerekse tebliğ tarihi ancak Kanun ve Yönetmelikte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat
    olunabilir. Kanun ve Yönetmeliğin amacı tebligatın muhatabına en kısa zamanda ulaşması, konusu ile
    ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi (tebligatın bilgilendirme fonksiyonu) ve bu hususların belgeye
    (tebligatın belgelendirme fonksiyonu) bağlanmasıdır. Tebligat Kanunu ile Tebligat Kanununun
    Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 4 /8
    Uygulanmasına Dair Yönetmelikte öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru
    tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır ve dolayısıyla belgelendirilmiş
    sayılmaz. Nitekim Kanunun ve Yönetmeliğin belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş
    olan tebligatların geçerli olmayacağı yerleşik yargısal içtihatlarda da açıkça vurgulanmıştır.
  22. Bir hukuki işlemin tebligat olarak nitelendirilebilmesi için iki unsura ihtiyaç vardır. Bu unsurlar
    kanunda öngörüldüğü şekilde yazılı bildirim ve belgelendirmedir. Bu iki unsurun veya birinin mevcut
    olmaması halinde tebligatın “usulsüzlüğü” değil “yokluğu” söz konusu olur. Bu iki unsur mevcut
    olmakla beraber Tebligat Kanunu’na uygun değil ise usulsüz tebliğ var demektir (Muşul, Timuçin:
    Tebligat Hukuku, Ankara 2018, s. 85).
  23. Tebligat Kanunu’nun “Usulüne aykırı tebliğin hükmü” başlıklı 32. maddesinde yer alan “Tebliğ
    usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.
    Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.”
    hükmü uyarınca tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber
    sayılır. Usulsüz tebligatın muhatabın öğrenmesiyle geçerli hale gelebilmesi için tebligatın yasal
    muhatap adına çıkarılması, ancak tebliğ işleminin kanun ve yönetmelikte ön görülen şekilde
    yapılmaması gerekmektedir. Tebliğ usulsüz ise muhatabın her ne şekilde olursa olsun tebliğ evrakını
    veya davetiyeyi alması ya da bunların içeriğini öğrenmesi ile tebliği öğrenmiş sayılır ve usulsüz tebliğ
    geçerli hale gelir (Muşul, s. 562, 573).
  24. Tebliğ çıkaran merci, tebliğ işlemini PTT veya memur vasıtasıyla ya da istisnai hallerde doğrudan
    doğruya (vasıtasız) gerçekleştirir. Tebliğ PTT vasıtası ile yapılmış olsa bile tebliğ işlemi PTT’nin değil
    tebliği çıkaran merciin işlemidir. Zira PTT (veya memur) tebliğ işlemini tebliği çıkaran merci adına
    yapar. İcra tebliğleri, PTT veya memur vasıtasıyla icra dairesi adına yapıldığından icra dairesinin
    işlemlerindendir. Bu yüzden, icra tebliğine ilişkin şikayet hakkı borçluya ait olup, icra müdürünce
    doğrudan doğruya göz önünde tutularak geçersiz sayılamaz. İcra ve İflas Kanunu’nun 16. maddesinde
    kanun koyucu, icra dairesinin işlemlerine karşı şikayet yolunu öngördüğünden, icra dairesi yaptığı
    hatalı işlemlerini kendisi düzeltemez. Ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğü, borçlu tarafından
    İİK’nın 16. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yasal yedi günlük süre içinde icra mahkemesinde şikayet
    yoluyla ileri sürülmesi halinde incelenebilir. Tebligatın muhatabı, tebliğ yapılan şahıs olduğundan
    tebligatın yapılmadığı veya usulsüzlüğü de sadece muhatap tarafından ileri sürülebilir. Örneğin borçlu
    genel haciz yolu ile ilamsız takipte ödeme emrinin usulsüz olduğunu şikayet (İİK m. 16/1) yoluyla icra
    mahkemesinde ileri sürebilir. Ödeme emri, icra dairesinin bir icra takip işlemi olduğu gibi, ödeme
    emrinin tebliği de icra dairesinin bir icra işlemidir. İcra işlemlerine karşı şikayet yoluyla icra
    mahkemesine başvurulabilecektir. İcra dairesinin ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğüne karar verme
    yetkisi yoktur (Muşul, s. 596-598).
  25. Usulsüz tebligat “geçersiz” tebligat anlamına gelmez. Usulüne aykırı yapılmış tebligat mutlaka
    geçersiz değildir. Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair
    Yönetmeliğin 53. maddesi muhatabın öğrenmiş olması halinde tebligatı geçerli saymaktadır. Ancak
    temelde tebligat usulsüz olduğundan yani mevzuatta öngörülen yöntem izlenmeden yapıldığından bu
    noktada muhatabın öğrendiğini bildirdiği tarih, tebliğ tarihi sayılmaktadır. Ayrıca usulsüz tebligatı alan
    ve öğrendiğini bildiren tarafın kendisine yeniden ve usulüne uygun bir tebligat çıkarılmasını
    (yapılmasını) istemek veya bunu beklemek gibi bir hakkı bulunmamaktadır
  26. Usulsüz tebliğin geçerli hale gelebilmesi için muhatabın usulsüz tebliği öğrenmiş olduğunu beyan
    (ikrar) etmesi gerekir. Muhatabın usulsüz tebliği öğrendiği bu tarih, tebliğ tarihi sayılır. Muhatap
    (örneğin borçlu ödeme emrine itiraz ederken) tebligatın usulsüz olduğunu bildirmemişse icra
    mahkemesi, tebligatın usulüne uygun olup olmadığını kendiliğinden (re’sen) inceleyemez (Kuru, s.
    138).
  27. Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 23.11.2021 tarihli ve 2017/12-2789 E., 2021/1487 K.
    sayılı kararında da benimsenmiştir.
  28. Önemle belirtmek gerekir ki İİK’nın 82. maddesine 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 16.
    maddesiyle eklenen son fıkra “İcra memuru haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup
    olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir” şeklinde olup, icra memuruna
    haciz talep edilen malın bu madde uyarınca haczinin kabil olup olmadığını değerlendirerek, haciz
    talebini yerine getirip getirmeme konusunda takdir yetkisi verilmiştir. İcra memurlarına tanınan takdir
    yetkisi İİK’nın 82. maddesi kapsamında malın haczinin kabil olup olmadığıyla sınırlıdır.
  29. Uyuşmazlığın çözümü için İİK’nın 89. maddesinde üçüncü kişiye çıkarılan haciz ihbarnamelerinde
    izlenecek usulün irdelenmesi de gerekmektedir.
  30. İcra ve İflas Kanunu’nun 89/1. maddesinde düzenlenen birinci haciz ihbarnamesi ile borçlunun
    hamiline ait olmayan veya cirosu kabil bir senede müstenit bulunmayan alacak veya sair bir talep
    hakkının veya üçüncü şahıs elindeki menkul bir malın haczi halinde, keyfiyetin üçüncü şahsa
    duyurulması amaçlanmıştır. Bu haciz ihbarnamesine üçüncü şahsın, borcu olmadığını veya malın
    yedinde bulunmadığını veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borcun ödendiği veya malın
    istihlak edildiğini veya kusuru olmaksızın telef olduğunu veya malın borçluya ait olmadığını veya
    malın kendisine rehnedilmiş olduğunu veya alacağın borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğunu
    iddia ederek haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde yazılı veya sözlü
    olarak itiraz etme hakkı vardır. Üçüncü kişi, birinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden
    itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, birinci haciz ihbarnamesi ile istenen borç üçüncü kişinin
    zimmetinde sayılır. Yani üçüncü kişi, kendisinden birinci haciz ihbarnamesi ile istenen alacak
    miktarını takip borçlusuna borçlu olduğunu kabul etmiş sayılır (İİK m. 89/3, c. 1). Yedi gün içinde
    birinci haciz ihbarnamesine itiraz etmemiş olan üçüncü kişinin takip borçlusuna borçlu olduğunu kabul
    etmiş sayılmasına ilişkin bu karine, kesin bir karine değildir. Zira üçüncü kişi, ikinci haciz
    ihbarnamesini aldıktan sonra da itirazda bulunabilir (İİK m. 89/3, c. 2).
  31. Alacaklının talebi üzerine icra müdürü birinci haciz ihbarnamesine yedi gün içinde itiraz etmemiş
    olan üçüncü kişiye, ikinci haciz ihbarnamesi gönderir (İİK m. 89/3, c. 2). İkinci haciz ihbarnamesi ile
    üçüncü kişiye, birinci haciz ihbarnamesine yedi gün içinde itiraz etmediği için borcun zimmetinde
    sayıldığı, ikinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde İİK’nın 89.
    maddesinin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle ikinci haciz ihbarnamesine itiraz edebileceği bildirilir ve
    itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi istenir (İİK m. 89/3, c.
    2).
  32. Üçüncü kişi, ikinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu
    ihbarnameye itiraz edebilir (İİK m. 89/3, c. 2). Bu itirazın yapılması da, birinci haciz ihbarnamesine
    itirazdaki gibidir. Üçüncü kişi, tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci haciz ihbarnamesine de itiraz
    etmez ise borcun zimmetinde sayılması kesinleşir. Üçüncü kişi yedi gün içinde ikinci haciz
    ihbarnamesine de itiraz etmemesi nedeniyle zimmetinde sayılması kesinleşen borcu, icra dairesine
    ödemez ise icra dairesi alacaklının talebi ile üçüncü kişiye üçüncü haciz ihbarnamesi (bildirim)
    gönderir. Üçüncü haciz ihbarnamesi ile üçüncü kişiye ikinci haciz ihbarnamesine de yedi gün içinde
    itiraz etmediği için zimmetinde sayılması kesinleşen, borcu (parayı) (üçüncü haciz ihbarnamesinin
    tebliğinden itibaren) onbeş gün içinde icra dairesinin banka hesabına ödemesi veya aynı onbeş gün
    içinde takip alacaklısı aleyhine menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu
    ödemeye zorlanacağı bildirilir (İİK m. 89/3, c. 3) (Kuru, s. 471 vd.).
  33. Somut olayda; alacaklı … tarafından borçlular … Plastik ve Kimya San. ve Tic. Ltd. Şti. ve …
    aleyhine kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle tahliye talepli ilamsız takip başlatıldığı, 21.07.2014
    tarihinde alacaklı vekilinin borçlu …’ın hak ve alacakları için ….’e (… Emiralem/Menemen/İzmir
    adresine) İİK’nın 89/1. maddesi uyarınca birinci haciz ihbarnamesi çıkarılmasını talep ettiği, birinci
    haciz ihbarnamesinin üçüncü kişiye 12.08.2014 tarihinde tebliğ edildiği, üçüncü kişinin birinci haciz
    ihbarnamesine itiraz etmediği, alacaklı vekilinin 21.09.2014 tarihinde borçlu …’ın hak ve alacakları için

    ….’e (… Emiralem/Menemen/İzmir adresine) İİK’nın 89/2. maddesi uyarınca ikinci haciz ihbarnamesi
    çıkarılmasını talep ettiği, ikinci haciz ihbarnamesinin üçüncü kişiye 18.12.2014 tarihinde tebliğ
    edildiği, üçüncü kişinin ikinci haciz ihbarnamesine itiraz etmediği, alacaklı vekilinin 06.01.2015
    tarihinde borçlu …’ın hak ve alacakları için ….’e (… Emiralem/Menemen/İzmir adresine) İİK’nın 89/2.
    maddesi uyarınca ikinci haciz ihbarnamesi çıkarıldığını ve 18.12.2014 tarihinde tebliğ edildiğini
    belirterek üçüncü haciz ihbarnamesinin tebliğe çıkarılmasını talep ettiği, icra müdürünün 07.01.2015
    tarihli işlemi ile “… üçüncü şahsa gönderilen 2. haciz ihbarnamesinde en yakın komşusuna haber
    verildiği bildirilmiş ise de isim ve soy isimden imtina ettiği mazbata üzerinden anlaşılmakla tebligat
    usulsüz olduğundan alacaklı vekilinin 3. Haciz ihbarnamesi gönderilmesine ilişkin talebinin reddine,
    masrafı verildiğinde 3. şahsa 2. haciz ihbarnamesi tebliğe gönderilmesine…” şeklinde karar verildiği,
    alacaklı vekilinin icra mahkemesine başvurarak 07.01.2015 tarihli memurluk işleminin kaldırılması ile
    üçüncü kişiye İİK’nın 89/3. maddesi gereğince tebligat çıkarılmasına karar verilmesini talep ettiği, icra
    mahkemesince şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.
  34. Üçüncü kişiye yapılan haciz ihbarnamesi tebliğ işlemi memurluk işlemi olduğundan muhatap
    üçüncü kişinin İİK’nın 16. maddesinin 1. fıkrasına göre usulsüz tebliğ şikayeti ile icra mahkemesine
    başvurması halinde ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işleminin usulüne uygun olup olmadığı icra
    mahkemesince incelenebilir. Dolayısıyla icra memurunun işlem ve kararlarının değiştirilmesi ya da
    iptali şikayet yoluyla başvuru halinde icra mahkemesi kararı ile mümkün olduğundan, icra memuru
    ikinci haciz ihbarnamesinin tebliğinin usulsüz olduğundan bahisle alacaklı vekilinin üçüncü haciz
    ihbarnamesi çıkarılması talebinin reddine karar veremez. İcra müdürünün, icra mahkemesinin yerine
    geçerek tebligatın usulüne uygun olup olmadığını denetleme yetkisi bulunmamaktadır.
  35. İcra ve İflas Kanunu’nun İİK’nın 82. maddesinin son fıkrasında icra memurlarına haciz talebini
    yerine getirip getirmeme konusunda takdir yetkisi verilmiş olup, bu takdir yetkisi malın haczinin kabil
    olup olmadığıyla sınırlı olduğundan, somut olayda bu maddenin uygulanma yeri yoktur.
  36. Borçlunun üçüncü kişilerdeki mal, alacak ve diğer haklarının haczi için kanun koyucu İİK’nun 89.
    maddesi hükmünü kabul etmiş; bu düzenleme ile üçüncü kişiye haciz ihbarnamesi tebliğ edilmek
    suretiyle söz konusu mal, alacak ve hakların haczine imkan tanınmış, üçüncü kişiye de tebliğ edilen
    haciz ihbarnamelerine itiraz yolu açık tutulmuştur. Ayrıca üçüncü kişi İİK’nın 89. maddesine göre
    çıkarılan haciz ihbarnamesine ilişkin tebligatların usulsüz tebliğ edildiğini ileri sürerek tebliğ tarihinin
    öğrenme tarihi olarak düzeltilmesini, düzeltilecek tebliğ tarihine göre usulsüz hale gelen icra
    işlemlerinin iptalini de talep edebilir. Üçüncü kişi usulsüz tebliği öğrenme tarihinden itibaren süresi
    içinde İİK’nın 89. maddesinin kendisine tanıdığı hakları kullanabilir.
  37. O halde icra müdürünün üçüncü kişiye yapılan ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işleminin usulsüz
    olup olmadığını denetleme yetkisi bulunmadığından, alacaklının üçüncü haciz ihbarnamesi çıkarılması
    talebini yerine getirmek zorunda olup, icra müdürünün bu konuda takdir hakkı yoktur.
  38. Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma
    kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
  39. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    IV. SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında
    gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
    İstek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesi,
    2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen Geçici 7. maddesinin
    Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 7 /8
    göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10
    gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.12.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir