- Serhan Akkoyun
- MAKALE
- Mart 6, 2023
Sancaktepe Sağlık Hukuku Avukatı
Sancaktepe Sağlık Hukuku Avukatı; sağlık kuruluşları, hekim ve hastaların sağlık hukukundan doğan uyuşmazlıklar ile sağlık personellerinin hatalarından kaynaklanan uyuşmazlıklar başta olmak üzere sağlık hizmetlerinin sebebiyet verdiği birçok ihtilafta müvekkillerine danışmanlık ve avukatlık hizmetleri vermektedir.
Sağlık kurumlarının tedarikçileri, çalışanları ve hastaları ile girdikleri sözleşmesel ilişkilerin düzenlenmesi,
Hasta ve hekim hakları, hasta-doktor-sağlık kurumu ilişkileri çerçevesinde yaşanan uyuşmazlıkların çözümlenmesi,
Hekimlerin tazminat sorumluluğuna ilişkin Malpraktis davalarının açılması ve yürütülmesi,
Hekimlerin cezai sorumluluğuna ilişkin Malpraktis davalarının açılması ve yürütülmesi,
Sigorta uyuşmazlıklarının giderilmesi ve benzer diğer konularda danışmanlık.
Hatalı tıbbi müdahale nedeniyle ceza davası
Yanlış tedavi nedeniyle tazminat davası vb. davalar
SANCAKTEPE SAĞLIK HUKUKU AVUKATI – YARGITAY KARARI
T.C.
YARGITAY
- Hukuk Dairesi
Esas No: 2022/2475
Karar No: 2022/4162
Karar Tarihi: 26.04.2022
TAZMİNAT DAVASI – DOKTOR VE HASTANEYE KUSUR İZAFE EDİLİP EDİLMEYECEĞİNİ GÖSTEREN NEDENLERİNİ AÇIKLAYICI TARAF MAHKEME VE YARGITAY DENETİMİNE ELVERİŞLİ RAPOR ALINMASI GEREKTİĞİ – İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ BOZULMASI
ÖZET: Mahkemece, gebelik takibine ilişkin tüm bilgi ve belgelerle birlikte, doğum öncesi ve sonrasına
ilişkin bilirkişi raporunda dosya içerisinde bulunmadığı belirtilen tüm bilgi ve belgeler getirtilerek,
üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından seçilecek, konularında uzman bilirkişilerden oluşturulacak
bir kurul aracılığı ile davalıların hukuki konum ve sorumluluğu, dosyada mevcut delillerle birlikte bir
bütün olarak değerlendirilip, aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddia da dahil olmak
üzere davacıların itirazları üzerinde durularak doktor ve hastaneye kusur izafe edilip edilmeyeceğini
gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak
suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde
karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. İlk derece mahkemesi kararının,
yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın ilgili maddesinin
birinci fıkrası uyarınca, iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge
adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
(1086 S. K. m. 76) (6100 S. K. m. 33, 373) (6098 S. K. m. 396, 506)
Dava ve Karar: Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen tazminat davasının reddine dair
verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı
tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili
tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya
içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacılar; bebek sahibi olabilmek için davalı … (A.Ş.nin işlettiği) .. Tüp Bebek Merkezi’ne
başvurduklarını, üç başarısız denemeden sonra evlat edinmeyi düşünmeye başladıklarını, bu aşamada
davalı doktorun kendilerine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yapılan Türkiye’de yasaklanan
yumurta bağışı – donasyonu yöntemi ile çocuk sahibi olabileceklerini, esasen kalitesiz yumurta
sebebiyle çocuk sahibi olamadıklarını söylediğini, bunun üzerine tedaviyi kabul ettiklerini, ancak nakil
için gerekli aracılık işlemlerini yapan B… Kliniği ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetin’deki kliniğin
hiçbir şekilde kendilerine bilgi vermediğini, bebeğin anne ile arasında genetik bir bağının
bulunmayacağı ve bu hususun getireceği tıbbi ve psikolojik sorunlar konusunda
bilgilendirilmediklerini, davacı S. Tunç’un 2012 yılı haziran ayında hamile kaldığını, ancak diyabet
hastası olmasına rağmen gerekli testlerin yapılmadığını, sadece doğuma odaklanıldığını, diyabetli
gebelikte erken sayılabilecek doğumun endikasyonları/komplikasyonları ve riskleri hakkında
bilgilendirilmediklerini, NST’nin bozulması sebebiyle doğumun davalı doktor tarafından diğer davalı
Medikal A.Ş.de planlanan süreçten erken gerçekleştiğini, doğum sonrasında bebeğin sağlıklı olduğu
söylenmesine rağmen bebeğin yutkunamadığı ve makinelere bağlı şekilde yatağa bakımlı olarak
yaşayabileceğinin anlaşıldığını, doğum sonrasında hastahanenin ve davalı doktorun kendileriyle hiçbir
şekilde ilgilenmediğini, davalıların doğum öncesinde ve sonrasında aydınlatma yükümlülüğünü yerine
getirmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000,00 TL maddi
ve 1.500.000,00 TL manevi tazminatın 13.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davanın reddi dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacılar tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm
davacılar temyiz edilmiştir.
1-)Dava, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktor ve özel hastanenin sorumluluğuna ilişkin olup, bir
davada dayanılan olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini arayıp
bulmak hâkimin doğrudan görevidir. (1086 Sayılı HUMK 76. mad., 6100 Sayılı HMK 33 mad.)
Davanın temelini vekillik sözleşmesi oluşturmaktadır. Dava, davalı hastane ve doktorların vekillik
sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır. Vekil, iş görürken
yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de, bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle
görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin
kurallara bağlıdır. (TBK 506/II. mad.) Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif
kusurundan bile sorumludur. (TBK 396/I mad.) O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün
kusurları (hafif de olsa) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktorlar, hastalarının zarar
görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve
özeni göstermek zorundadır. Doktor, tıbbi çalışmalarda bulunurken, bazı mesleki şartları yerine
getirmek, hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak, tedaviyi her
türlü tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor, ufak bir tereddüt gösteren durumlarda, bu
tereddütü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür.
Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde
tutulmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı ve en emin yolu tercih etmelidir.
(Bkz. Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt 2, s. 236 vd.) Gerçekten de mesleki bir
işgören; doktor olan vekilden ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini
beklemekte haklıdır. Titiz bir özen göstermeyen vekil, TBK’nın 506/II. maddesi uyarınca vekaleti
gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
Mahkemece, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu’ndan ve bilirkişi heyetinden alınan raporlar
doğrultusunda davalıların kusurlu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacıların
istinaf başvurusu, bölge adliye mahkemesince alınan hüküm kurmaya elverişli olan her iki raporda da
davalılara kusur izafe edilmediği gerekçesiyle, esastan reddedilmiştir.
Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu raporunda, erken dönemde bebekte mevcut
asfiksiyi tespit edebilecek herhangi bir klinik, laboratuar veya teknolojik yöntemin mevcut olmadığı,
ilgili doktorun 13.02.2013’te gebe 36 hafta 3 günlükken çekilen NST tetkikinde atipik değişken
deselerasyonlar tespit ederek hastaya aynı gün içerisinde müdahale ederek doğumu sezaryenle
gerçekleştirmesi işleminin tıbben doğru olduğu, hipoksik iskemik ensefalopati hastalığının nedenin tam
olarak bilinemediği, doğum sonrası süreçte küçüğe uygulanan tedavinin meydana gelen sakatlığa
etkisinin olmadığı, doğum eyleminde ve doğum sonrası küçüğün tedavisi ile ilgilenen sağlık peroneline
kusur atfedilemeyeceği tespit edilmiş; itiraz üzerine uzman hekimlerden oluşan heyetten alınan bilirkişi
raporunda, bebekte meydana gelen rahatsızlığın birçok sebepten kaynaklanabileceği, doğum öncesi
yapılabilecek testlerin yapılıp yapılmadığına dair dosya içerisinde bilgi ve belge bulunmadığı, doğum
esnasına ve doğum sonrasında uygulanan tedavinin, bebekteki rahatsızlığa bir etkisinin olmadığı,
davalılara atfı kabil kusur tespit edilmediği belirtilmiştir.
Davacılar tarafından alınan bilirkişi raporlarına; aydınlatılmış onam hususuna ilişkin bir değerlendirme
yapılmadığı, bebeğin rahatsızlığının doğum öncesinde tespit edilip edilemeyeceğine ilişkin bilirkişi
raporlarında bir incelemeye yer verilmediği, rahatsızlığın tespitine ilişkin gerekli testlerle ilgili davalı
doktor tarafından kendilerine bilgi verilmediği belirtilerek, yeni bir heyetten bilirkişi raporu alınması
talep edilerek itiraz edilmiş, mahkemece bu itirazları karşılayacak şekilde bir rapor alınmamıştır. O
halde mahkemece, gebelik takibine ilişkin tüm bilgi ve belgelerle birlikte, doğum öncesi ve sonrasına
ilişkin bilirkişi raporunda dosya içerisinde bulunmadığı belirtilen tüm bilgi ve belgeler getirtilerek,
üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından seçilecek, konularında uzman bilirkişilerden oluşturulacak
bir kurul aracılığı ile davalıların hukuki konum ve sorumluluğu, dosyada mevcut delillerle birlikte bir
bütün olarak değerlendirilip, aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddia da dahil olmak
üzere davacıların itirazları üzerinde durularak doktor ve hastaneye kusur izafe edilip edilmeyeceğini
gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak
suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde
karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş
olduğundan, HMK’nın 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş bu karara karşı yapılan istinaf
başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar
verilmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen karara yönelik istinaf
başvurusunun reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesinin 02.12.2021 gün
2020/1784 Esas, 2021/2321 Karar sayılı kararının kaldırılarak İstanbul Anadolu 6. Tüketici
Mahkemesi’nin 2015/376 Esas, 2019/178 Karar sayılı kararın BOZULMASINA, peşin alınan temyiz
harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyanın ilk
derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 26.04.2022
tarihinde oybirliği ile karar verildi.