Tapu iptal ve tescil davası, adından da anlaşılacağı üzere tapu kayıtlarında yer alan bir taşınmaza ilişkin tescilin iptal edilmesi ve iptal edilen tescildeki hukuka aykırılığın giderilerek tekrar tescil edilmesi konulu bir davadır.
Taşınmazın aynına ilişkin olan tapu iptal ve tescil davasında korunan hukuki yarar ayni hakkı ihlal edilen kişinin mülkiyet hakkıdır.
Devletlerin iç hukuklarında mülkiyet hakkının korunması için çeşitli düzenlemeler yapılmış olup mülkiyet hakkına verilen önem sayesinde, iç hukuk yollarının yetersiz kalması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmak da mümkündür.
T.C.
YARGITAY
- Hukuk Dairesi
Esas No: 2024/810
Karar No: 2024/3356
Karar Tarihi: 08-05-2024
TAPU İPTALİ VE TESCİL İSTEMİ – KADASTRO ÖNCESİ SEBEBE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL İSTEMİNE İLİŞKİN ELDEKİ DAVADA DAVA
KONUSU TAŞINMAZIN KADASTO TESPİTİNİN KESİNLEŞTİĞİ – HÜKMÜN
BOZULMASI
ÖZET: Dava konusu taşınmaza ait kadastro tespit tutanağı 20.07.2007 ila 20.08.2007 tarihleri arasında
askıya çıkarılmış, 30 günlük askı ilan süresi 21.08.2007 tarihinde dolmuş ve taşınmaz tapuya
17.09.2007 tarihinde tescil edilmiştir. Kadastro öncesi sebebe dayalı tapu iptali ve tescil istemine
ilişkin eldeki davada, dava konusu taşınmazın kadasto tespitinin kesinleştiği 21.08.2007 tarihinden
davanın açıldığı 13.09.2017 tarihine kadar 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşıldığına göre,
davanın bu sebeple reddine karar verilmesi gerekmektedir. Ne var ki, davalı cevap dilekçesiyle davayı
kabul ettiğini beyan etmiştir. Her ne kadar somut olayda hak düşürücü süre geçmiş ise de davayı
kabulün davalının üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir dava olması ve kamu düzenine aykırı bir
sonuç doğurmaması şartıyla davacının ileri sürdüğü hakkının gerçekte var olup olmadığından bağımsız
olarak davaya son veren ve kesin hükmün sonuçlarım doğuran bir taraf işlemi olması nedeniyle
Mahkemece kabul beyanına üstünlük tanınmış olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Adalet
Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün kanun yararına bozma isteğinin bu yönüyle reddine karar
vermek gerekmiştir.
(6100 S. K. m. 26, 297, 298, 311, 363) (3402 S. K. m. 12) (YİBBGK 10.04.1992 T. 1991/7 E. 1992/4
K.)
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen
karar, Adalet Bakanlığının 07.12.2023 tarihli ve 39152028 – 153.01 – 1231 – 2023 – E. 2148/33934
sayılı yazısı ile kanun yararına temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
I. DAVA
Davacı … dava dilekçesinde; dava konusu 235 ada 15 parsel sayılı taşınmazın güneyindeki 270,00
metrekarelik bölümün davalı ile müştereken kendisine ait olduğu halde kadastro çalışmaları sonucunda
taşınmazın tümüyle davalı adına tespit ve tescil edildiğini ileri sürerek 270,00 metrekarelik bölümün
taşınmazdan İfrazıyla eşit paylarla davalı ile kendisi adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı … cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın nizalı bölümü davacı ile kendisine ait olmasına
rağmen kadastro çalışmaları sonucunda sehven tümüyle kendisi adına tespit ve tescil edildiğini, bu
nedenle davayı kabul ettiğini, taşınmazın güneyindeki yaklaşık 270,00 metrekarelik bölümün
taşınmazdan ifrazıyla eşit paylarla davacı ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI - Reşadiye Asliye Hukuk Mahkemesinin, 13.11.2018 tarihli ve 2017/369 Esas, 2018/222 Karar sayılı
kararıyla; davanın, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olduğu,
mahallinde yapılan keşif sonucunda dava konusu taşınmazın nizalı bölümünün, hükme esas alınan
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 1 /4
teknik bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen kısmı olduğunun anlaşıldığı, her ne kadar taşınmazın
kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten eldeki davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık hak düşürücü süre
geçmiş ise de davalı tarafından davanın kabul edildiği, öte yandan taşınmazın nizalı bölümünün davacı
ile davalı adına müştereken tesciline karar verilmesi gerekiyor ise de bu bölümün hüküm yerinde
sehven yalnızca davacı adına tesciline karar verildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu 235
ada 15 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının kısmen iptaline, fen bilirkişi …’nin 18.07.2018 havale
tarihli ek bilirkişi raporuna ekli krokide (A) harfiyle gösterilen 270,27 metrekarelik bölümünün
taşınmazdan ifraz edilerek, ifraz edilen kısmın davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş;
hüküm, istinaf edilmeksizin 18.02.2019 tarihinde kesinleşmiştir. - Kararın kesinleştiği tarihten sonra vefat eden davalı …’ın mirasçılarından … 20.07.2022 havale
tarihli dilekçeyle; Mahkemece dava konusu taşınmazın nizalı bölümünün mirasbırakanı olan babası ile
davacı adına müştereken tesciline karar verilmesi gerekirken sehven yalnızca davacı adına tesciline
karar verildiğini, bu hususun gerekçeli kararda da açıklandığını belirterek, maddi hatanın tashihine
karar verilmesini istemiştir.
Mahkemenin 31.10.2022 tarihli ek kararıyla; Mahkemenin 13.11.2018 tarihli kararının istinaf
edilmeksizin kesinleştiği, tashih talebinin hükmün içeriğini değiştirecek nitelikte olduğu ancak hüküm
fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçların tashih yolu ile sınırlandırılamayacağı,
genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceği gerekçesiyle tashih talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. KANUN YARARINA TEMYİZ - Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı
Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü tarafından istenilmiştir. - Temyiz Nedenleri
Adalet Bakanlığının 07.12.2023 tarihli ve 39152028 – 153.01 – 1231 – 2023 – E. 2148/33934 sayılı
yazısıyla; davanın kadastro öncesi sebebe dayalı olarak 3402 sayılı Kadastro Kanunumun 12/3 üncü
maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı, Yargıtay Hukuk Genel
Kurulunun 02.03.1996 tarihli, 1995/20-1086 Esas, 1996/174 Karar sayılı kararıyla “…Bu sürenin
doğrudan doğruya kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle davanın hangi aşamasında olursa olsun
Mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekir. Bu nitelikleriyle dava engellerinden olup ilk önce
incelenmesi icap eder. Davada hak düşürücü süre söz konusu ise dava dinlenilemez, işi esasım
incelenemez.” denilmek suretiyle bu nitelikteki davaların hak düşürücü süre geçtikten sonra
dinlenilemeyeceğinin vurgulandığı, Mahkemece hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar
verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğu, öte yandan kanunun aradığı
anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararın hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz ve
uygulanabilir olması gerekmekle birlikte kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o
davaya konu maddi olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi sebeplere ve
hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki
mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekiği halde somut olayda gerekçe ile hüküm fıkrası
arasında çelişki oluşturulmasının da usul ve yasaya bulunduğu belirtilerek açıklanan nedenlerle kararın
temyizen incelenip kanun yararına bozulması istenilmiştir.
V. GEREKÇE - Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; kadastro öncesi sebebe dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. - İlgili Hukuk
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 2 /4
a) 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3 üncü maddesi; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 26/1, 297/2, 298/2,308 ve 311 inci maddeleri,
b) Dairemizin 25.09.2023 tarihli ve 2022/371 Esas, 2023/4806 Karar; 12.10.2023 tarihli ve 2022/5750
Esas, 2023/5444 Karar sayılı kararları,
c) İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı
kararı. - Değerlendirme
- Kadastro sonucunda Tokat ili, Reşadiye ilçesi, Bozcalı Hacıabidin köyü çalışma alanında bulunan
dava konusu 235 ada 15 parsel sayılı 751,83 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz irsen intikal, taksim
ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı … adına tespit ve 21.08.2007 tarihinde tescil
edilmiştir. - Davacı …; dava konusu 235 ada 15 parsel sayılı taşınmazın güneyindeki 270,00 metrekarelik
bölümün davalı ile müştereken kendisine ait olduğu halde kadastro çalışmaları sonucunda taşınmazın
tümüyle davalı adına tespit ve tescil edildiğini ileri sürerek 270,00 metrekarelik bölümün taşınmazdan
ifrazıyla eşit paylarla davalı ile kendisi adına tesciline karar verilmesini istemiş, davalı … ise cevap
dilekçesiyle davayı kabul ettiğini beyan etmiştir. Mahkemece mahallinde yapılan keşif sonucu teknik
bilirkişiden aldırılan hükme esas 18.07.2018 havale tarihli ek bilirkişi raporundan, dava konusu
taşınmazın (A) harfi ile gösterilen bölümünün tarafların müştereken zilyet ettiği bölüm olduğu
anlaşılmıştır.
Davacının istemi, dava konusu 235 ada 15 parsel sayılı taşınmazın hükme esas alınan teknik bilirkişi
raporunda (A) harfi İle gösterilen bölümünün yarı payına ilişkin olduğu ve Mahkeme gerekçesinde bu
husus kabul edildiği halde hüküm yerinde nizalı bölümün tümüyle davacı adına tesciline karar
verilmek suretiyle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmuştur. Bu durum, 6100 sayılı
HMK’nın 298/2 nci maddesine aykırı olduğu gibi, 10.04.1992 tarih ve 1991/7 Esas ve 1992/4 Karar
sayılı İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararında da benimsendiği üzere bozma nedenidir. Hal
böyle olunca; açıklanan nedenle Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün HMK’nın 363
üncü maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin bu yönüyle kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Öte yandan, dava konusu taşınmaza ait kadastro tespit tutanağı 20.07.2007 ila 20.08.2007 tarihleri
arasında askıya çıkarılmış, 30 günlük askı ilan süresi 21.08.2007 tarihinde dolmuş ve taşınmaz tapuya
17.09.2007 tarihinde tescil edilmiştir. Kadastro öncesi sebebe dayalı tapu iptali ve tescil istemine
ilişkin eldeki davada, dava konusu taşınmazın kadasto tespitinin kesinleştiği 21.08.2007 tarihinden
davanın açıldığı 13.09.2017 tarihine kadar 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşıldığına göre,
davanın bu sebeple reddine karar verilmesi gerekmektedir. Ne var ki, davalı cevap dilekçesiyle davayı
kabul ettiğini beyan etmiştir. Her ne kadar somut olayda hak düşürücü süre geçmiş ise de davayı
kabulün davalının üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir dava olması ve kamu düzenine aykırı bir
sonuç doğurmaması şartıyla davacının ileri sürdüğü hakkının gerçekte var olup olmadığından bağımsız
olarak davaya son veren ve kesin hükmün sonuçlarım doğuran bir taraf işlemi olması nedeniyle
Mahkemece kabul beyanına üstünlük tanınmış olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Adalet
Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün HMK’nın 363 üncü maddesine dayalı kanun yararına
bozma isteğinin bu yönüyle reddine karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Yukarıda açıklanan nedenlerle Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Gene! Müdürlüğünün HMK’nın 363
üncü maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin kısmen kabulüne, Reşadiye Asliye Hukuk
Mahkemesinin, 13.11.2018 tarihli ve 2017/369 Esas, 2018/222 Karar sayılı kararının sonuca etkili
olmamak ve hükmün hukuki sonuçları saklı kalmak üzere yukarıda açıklanan yönden kanun yararına
BOZULMASINA, gereği yapılmak ve Resmi Gazete’dc yayımlanmak üzere bozma kararının bir
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 3 /4
örneği ile dosyanın Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğüne GÖNDERİLMESİNE,
08.05.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.