T.C.
YARGITAY
. Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2018/12-255
Karar No: 2021/1724
Karar Tarihi: 21-12-2021
MEMUR İŞLEMİNİN KALDIRILMASI İSTEMİ – HUKUK GENEL KURULUNCA BENİMSENEN ÖZEL DAİRE BOZMA KARARINA UYULMASI GEREKTİĞİ –
ÖNCEKİ KARARDA DİRENİLMESİ USUL VE YASAYA AYKIRI OLDUĞU – DİRENME KARARININ BOZULMASI GEREKTİĞİ – KARARIN BOZULMASI
ÖZET: İcra müdürünün üçüncü kişiye yapılan ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işleminin usulsüz olup
olmadığını denetleme yetkisi bulunmadığından, alacaklının üçüncü haciz ihbarnamesi çıkarılması
talebini yerine getirmek zorunda olup, icra müdürünün bu konuda takdir hakkı yoktur. Hal böyle
olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına
uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı
bozulmalıdır. Açıklanan nedenlerle; Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının
Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına, karar verilmiştir.
(2709 S. K. m. 2) (2004 S. K. m. 16, 17, 18, 33, 57, 79, 82, 85, 89, 103, 127, 128, 169, 269) (7201 S.
K. m. 21, 32) (YHGK 27.11.2015 T. 2015/12-1881 E. 2015/2705 K.) (Tebligat Kanununun
Uygulanmasına Dair Yönetmelik m. 53)
Dava: 1. Taraflar arasındaki “şikayet” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Karşıyaka 1. İcra
(Hukuk) Mahkemesince verilen şikayetin reddine ilişkin karar alacaklı vekili tarafından temyiz
edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece
Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.
Karar: 2. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
- Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. İNCELEME SÜRECİ
Alacaklı İstemi: - Alacaklı vekili şikayet dilekçesinde; alacaklı oldukları Karşıyaka 2. İcra Müdürlüğünün 2009/6.97
E. sayılı dosyasında talepleri doğrultusunda üçüncü kişi ….’e 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun - maddesine göre ikinci haciz ihbarnamesi çıkarıldığını ve 18.12.2014 tarihinde Tebligat Kanunu’nun
- maddesine göre tebliğ edildiğini, ikinci haciz ihbarnamesinin kesinleşmesiyle aynı şahsın
belirttikleri adresine üçüncü haciz ihbarnamesi tebliğ edilmesi taleplerinin icra müdürlüğünce birinci
(doğrusu ikinci) haciz ihbarnamesinin usulsüz tebliğ edildiğinden bahisle reddedildiğini, İİK’nın 79.
maddesinde icra müdürünün haciz işlemi yapacağının, aynı Kanun’un 85. maddesinde belirtilen yasal
koşullar altında borçlunun yedinde ve üçüncü şahısta olan mal ve haklarının haczolunacağının
düzenlendiğini, İİK’da icra memuruna haciz uygulaması konusunda bir takdir yetkisi tanınmadığını,
haciz ihbarnamelerinin usulsüz tebliğ edilip edilmediğinin haciz işleminden sonra ancak borçlunun
veya kendilerine haciz ihbarnamesi tebliğ edilen üçüncü kişinin şikayeti halinde göz önünde
bulundurulacağını ileri sürerek 07.01.2015 tarihli memur işleminin kaldırılmasına ve üçüncü kişiye
İİK’nın 89/3. maddesi gereğince tebligat çıkartılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 1 /8
Mahkeme Kararı: - Karşıyaka 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 26.02.2015 tarihli ve 2015/77 E., 2015/89 K. sayılı kararı
ile; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, üçüncü kişiye gönderilen ikinci haciz
ihbarnamesinin yedi günlük itiraz süresinin sonunda (itiraz edilmemesi halinde) borçlunun alacağına
ilişkin malın yedinde veya borcun zimmetinde sayılması sonucunu doğurduğu, İİK’nın 89/3. maddesi
uyarınca ikinci haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmeyen üçüncü kişiye on beş gün içinde parayı
icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi, yahut menfi tespit davası açması, aksi
takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağının üçüncü
haciz ihbarnamesi ile bildirileceği, üçüncü kişiye gönderilen ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işleminin
sonuçları itibari ile itirazda bulunmayan üçüncü kişiye yedinde sayılan malın teslimi ve takibe konu
borcun ödenmesi yönünden işlem yapılmasını sağlayan üçüncü haciz ihbarnamesi gönderilmesine yol
açtığı, İİK’nın 79 ve 85. maddelerinin daha önceden icra müdürüne haciz uygulaması konusunda bir
takdir yetkisi tanımayıp kesin şekilde haciz yapılmasını öngörmesine rağmen, 02.07.2012 tarihli ve
6352 sayılı Kanun’un 16. maddesi ile değişik İİK’nın 82/son maddesinin bu kuralı değiştirmek suretiyle
icra memurunun haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirerek
haciz talebinin kabulü veya reddine karar verebileceğini öngördüğü, ancak icra memurunun bu
yetkisinin mutlak olmayıp, icra hakiminin yerindelik ve yasaya uygunluk denetimine tabi olduğu,
somut olayda İİK’nın 89/3. maddesi kapsamında üçüncü kişi bakımından yedinde sayılan malın teslimi
veya borcun ödenmesine yönelik haciz uygulanmasına yol açan ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işlemi
ele alındığında özellikle, tebliğ yapılacak kişinin araştırıldığı, komşusu olan kişinin kimlik bilgileri
bildirilmeyerek imzadan çekinme halinden dolayı usule uygun ve geçerli bir tebliğ işlemi bulunmadığı,
buna göre de borçlu konumunda bulunmayan üçüncü kişinin mülkiyet hakkının kullanımını kısıtlayan
ve kamu düzenini ilgilendiren, borçtan sorumluluğu bağlamında haciz tehdidi altında bırakılacağı
gözetildiğinde tebliğ işleminin geçerliliği açısından icra memurunun İİK’nın 82/son maddesinden
kaynaklanan yetkisini kullanmasında bir isabetsizlik ve usulsüzlük bulunmadığı gerekçesi ile şikayetin
reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı: - Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde
bulunmuştur. - Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 18.06.2015 tarihli ve 2015/10311 E., 2015/17068 K. sayılı kararı ile;
Alacaklı tarafından borçlu hakkında başlatılan adi kiraya ve hasılat kiralarına ait takipte; borçlulara
örnek 13 numaralı ödeme emrinin tebliği ve takibin kesinleşmesinden sonra, alacaklı, kendisine İİK’nın
89/1 ve 89/2 maddeleri kapsamında birinci ve ikinci haciz ihbarnameleri gönderilen 3. kişi ….’e İİK’nın
89/3 maddesi uyarınca üçüncü haciz ihbarnamesi gönderilmesini talep etmiş, icra müdürlüğünün
şikayete konu 07.01.2015 tarihli kararı ile “3. kişiye ikinci haciz ihbarnamesinin usulüne uygun tebliğ
edilmediğinden bahisle istemin reddine karar verilmiştir. Alacaklının icra mahkemesine başvurusu
şikayete konu bu icra müdürlüğü işleminin kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece; “tebliğ
işleminin geçerliliği açısından icra memurunun İİK’nın 82/son maddesinden kaynaklanan yetkisini
kullanmasında bir isabetsizlik ve usulsüzlük bulunmadığı, 3. kişiye gönderilen ikinci haciz ihbarnamesi
tebliğ işleminin usulüne uygun olmadığı’ gerekçeleri ile şikayetin reddine karar verildiği
görülmektedir.
02.07.2012 tarihli ve 6352 Sayılı Kanunun 16. maddesi ile değişik İİK’nın 82/son maddesinde icra
memuruna tanınan takdir yetkisi, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığına
yöneliktir. Tebliğ işlemlerinin usulsüzlüğü ancak ilgilisi tarafından İİK’nın 16. maddesi uyarınca yasal
sürede icra mahkemesinde şikayet yoluyla ileri sürülmesi halinde değerlendirilebilecek bir husus olup,
icra müdürlüğünce kendiliğinden nazara alınıp tebligatın usulsüz olduğuna karar verilemeyeceği gibi,
icra mahkemesince de re’sen inceleme konusu yapılamaz.
Somut olayda, 3. kişi ….’e, birinci haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmemesi üzerine ikinci haciz
ihbarnamesi gönderildiği, ikinci haciz ihbarnamesinin 18.12.2014 tarihinde tebliği üzerine 3. kişinin
süresinde herhangi bir itirazda bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda icra müdürlüğünce alacaklının
talebi doğrultusunda işlem yapılarak üçüncü kişiye üçüncü haciz ihbarnamesi gönderilmesi gerekirken,
ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işleminin usulsüz olduğu gerekçesiyle istemin reddedilmesi bir hakkın
yerine getirilmemesi niteliğinde olup, İİK’nın 16/2. maddesi uyarınca süresiz şikayete tabidir. O halde
mahkemece, şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…”
gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı: - Karşıyaka 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 02.09.2015 tarihli ve 2015/370 E., 2015/447 K. sayılı
kararı ile; takip işlemlerinin başlatılmasından infazla son bulması aşamasına kadar hukuki
sonuçlarından borçlunun haberdar edilmesi temel ilkesine dayandığı, ödeme veya icra emrinin
gönderilmesinden başlayarak İİK’nın 103. maddesinde düzenlenen davetiyenin çıkarılması, İİK’nın 89.
maddesinde düzenlenen haciz ihbarnamelerinin gönderilmesi, kıymet takdiri ve satış ilanı tebliğ
işlemleri (İİK’nın 128/a, 127), mükellefiyet listesinin tebliğinin bunların en başında gelenler olduğu,
borçlunun yapılan işlemlerden haberdar edilmesi sonucunda ise yasada öngörülen itiraz ve şikayet
haklarının (İİK’nın 16, 62, 33, 169, 269, 128/a vb.) kullanılması hakkının doğduğu ve bu durumlarda
yapılacak yargı denetimiyle hukuk devleti olmanın temel gerekliliğinin yerine getirileceği, takip
işlemleriyle ilgili tebligatlarda öngörülen zorunlu şekil unsurlarına uyulmaması, örneğin adreste
bulunmama halinin Tebligat Yönetmeliğinin 30/1. maddesine göre araştırılmaması, muhatapla aynı
adreste bulunan reşit olmayan kişiye tebliğ evrakının teslimi, yurt dışında olan veya ölen kişiye
Tebligat Kanunu’nun 21/1 ve Yönetmeliğin 30. maddesi uyarınca usulünce araştırma
gerçekleştirmeden yapılmış olan usulsüz tebliğ işlemlerinin, başlangıçta icra memuru tarafından
geçerliliğinin sorgulanmayarak takip işlemlerine devam edilmesine zorlanmasıyla İİK’nın 16.
maddesine dayalı şikayet yolu ile tebligatın iptali yasa yolunun, takip işlemlerinde gelinen aşamaya
göre çoğu kez telafisi olanaksız sonuçlar doğuran gecikmelere yol açması karşısında haczedilen
taşınmazın satılması (İİK m. 129), haciz ihbarnamesi gönderilen üçüncü kişi yönünden borcun
zimmetinde sayılması (İİK m.89/3) itiraz ve şikayet haklarının kullanılmaması (İİK m. 16, 62, 33, 169,
269, 128/a vb.) gibi ağır sonuçlar doğurduğu, tüm bu sonuçlara rağmen usulsüz ve geçersiz tebliğ
işlemine rağmen icra memurunun bu tebligata bağlı takip işlemlerini yapma yetkisini tanımak suretiyle
hukuka aykırı sonuçların doğmasına yol açılmasının hukuk devlet ilkesi (Anayasa m. 2) ile
bağdaşmayacağı gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi: - Direnme kararı süresi içinde alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK - Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; icra müdürünün üçüncü kişiye
yapılan ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işleminin usulsüz olup olmadığını denetleme yetkisi bulunup
bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre alacaklının üçüncü haciz ihbarnamesi çıkarılması
talebinin reddine ilişkin icra memurluk işleminin kaldırılmasına karar verilmesinin gerekip
gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE - Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle şikayetin açıklanması gerekmektedir.
- İcra (ve iflas) dairesi İcra ve İflas Kanunu’nu (ve icra-iflas hukukuna ilişkin diğer hükümleri)
birinci derecede uygulamakla görevlidir. İcra (ve iflas) dairesi, bu görevlerini yaparken, kanunu yanlış
uygular, kanunun kendisine tanıdığı takdir yetkisini hadiseye uygun olarak kullanmaz, bir hakkı yerine
getirmez veya bir hakkın yerine getirilmesini sebepsiz sürüncemede bırakırsa, usulsüz (yolsuz) hareket
etmiş olur. İcra (ve iflas) dairesinin bu gibi yolsuz işlemlerine karşı, bundan zarar gören ilgililer icra
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 3 /8
mahkemesinde şikayet yoluna başvurabilirler (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara
2013, s. 103). - Şikayet, icra ve iflas hukukunda düzenlenmiş, kendisine özgü hukuki bir çaredir. Şikayet kendisine
özgü bir yol olup bir dava ve gerçek anlamda bir kanun yolu değildir. Şikayet, icra takibinin taraflarına
veya hukuki yararı bulunan diğer kişilere tanınmış ve bu yolla icra ve iflas dairelerinin (veya diğer icra
organlarının) kanuna veya olaya uygun olmayan işlemlerinin iptalini veya düzeltilmesini ya da
yapmadıkları veya geciktirdikleri işlemlerin yapılmasını sağlayan hukuki bir çaredir (Pekcanıtez,
Hakan/ Atalay, Oğuz/ Özkan, Meral Sungurtekin/ Özekes Muhammet: İcra ve İflas Hukuku, 11. Bası,
Ankara, 2013, s. 125 vd.). - Şikayet İİK’nın 16, 17 ve 18. maddelerinde düzenlemiştir. Şikayetin konusu, icra ve iflas
dairelerinin yapmış oldukları işlemlerdir. İcra dairesinin işleminden maksat, somut olay karşısında icra
dairesinin davranış biçimidir. İşlemin, şikayete konu olabilmesi için mutlaka memurun olumlu bir
davranışının olması gerekmez. İcra memurunun yapması gereken bir işlemi yapmaması veya ihmal
etmesi, sürüncemede bırakması durumunda da bu olumsuz davranışı şikayet konusu olabilir. - İşlem kavramından ilk olarak icra ve iflas memuru olarak ve icra ve iflas dairesi adına yaptığı
işlemlerin anlaşılması gerekir. İşlemin bizzat icra veya iflas memuru tarafından yapılmış olması
gerekmez. Örneğin icra veya iflas dairesinin tebliğleri PTT idaresi tarafından yapıldığı halde, posta
memurunun icra dairesini temsilen yaptığı kanuna veya usulüne aykırı tebliğ işlemi dahi icra dairesinin
işlemi olarak kabul edilmektedir. İşlemi yapan memurun şikayet sırasında o dairede halen çalışıyor
olup olmamasının da bir önemi yoktur (Pekcanıtez, Hakan/ Simil, Cemil: İcra- İflas Hukukunda
Şikayet, İstanbul 2017, s. 60-61). - Bir muamelenin şikayet konusu olabilmesi için, şikayet edenin mutlaka zarar görmesi gerekmediği
gibi, icra organının kusurlu olması da gerekmez. Şikayetin icra mahkemesi yerine icra dairesine
yapılması, herhangi bir hukuki sonuç doğurmaz. Şikayet, icra mahkemesince incelenir ve karara
bağlanır. İcra mahkemesinin şikayeti inceleyebilmesi için kendisine talepte bulunulması gerekir. - Şikayet konusu işlemi yapmış olan icra (veya iflas) dairesinin kendi işlemi aleyhine şikayet yoluna
başvurma hakkı yoktur. İcra müdürü tipik bir idari işlem yapmadığından işlemi geri alması menfaatler
dengesi bakımından bir taraf lehine olan durumun bozulması anlamına gelebilir. İcra müdürü şikayet
süresi içinde de olsa yaptığı işlemi kendiliğinden değiştirmemeli, işlemin doğru olup olmadığına
şikayet üzerine icra mahkemesi karar vermelidir (Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder/ Ayvaz, Sema
Taşpınar/Hanağası, Emel: İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2020, s. 80-81). - İcra ve İflas Kanunu’nun 16. maddesi ile icra dairesinin işlem ve kararlarının değiştirilmesi ya da
iptali şikayet yoluyla başvuru halinde icra mahkemesi kararı ile olanaklı kılınmıştır. Dolayısı ile icra
dairesinin verdiği karardan kendiliğinden dönerek karar vermesi mümkün değildir. Nitekim bu ilkeler
Hukuk Genel Kurulunun 27.11.2015 tarihli ve 2015/12-1881 E., 2015/2705 K. ile 16.03.2021 tarihli ve
2017/12-360 E., 2021/264 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. - Yeri gelmişken usulsüz tebliğ işleminin irdelenmesi gerekmektedir.
- İcra ve İflas Kanunu’nun 21. maddesinin 1. fıkrası ile 57. maddesinin 1. fıkrasına göre icra işlerinde
tebligat 7201 sayılı Tebligat Kanunu, Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik ve
Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümlerine göre yapılır. - Tebligat ile ilgili Kanun ve Yönetmelik hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler,
bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemi olmakla, gerek tebliğ işlemi ve
gerekse tebliğ tarihi ancak Kanun ve Yönetmelikte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat
olunabilir. Kanun ve Yönetmeliğin amacı tebligatın muhatabına en kısa zamanda ulaşması, konusu ile
ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi (tebligatın bilgilendirme fonksiyonu) ve bu hususların belgeye
(tebligatın belgelendirme fonksiyonu) bağlanmasıdır. Tebligat Kanunu ile Tebligat Kanununun
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 4 /8
Uygulanmasına Dair Yönetmelikte öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru
tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır ve dolayısıyla belgelendirilmiş
sayılmaz. Nitekim Kanunun ve Yönetmeliğin belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş
olan tebligatların geçerli olmayacağı yerleşik yargısal içtihatlarda da açıkça vurgulanmıştır. - Bir hukuki işlemin tebligat olarak nitelendirilebilmesi için iki unsura ihtiyaç vardır. Bu unsurlar
kanunda öngörüldüğü şekilde yazılı bildirim ve belgelendirmedir. Bu iki unsurun veya birinin mevcut
olmaması halinde tebligatın “usulsüzlüğü” değil “yokluğu” söz konusu olur. Bu iki unsur mevcut
olmakla beraber Tebligat Kanunu’na uygun değil ise usulsüz tebliğ var demektir (Muşul, Timuçin:
Tebligat Hukuku, Ankara 2018, s. 85). - Tebligat Kanunu’nun “Usulüne aykırı tebliğin hükmü” başlıklı 32. maddesinde yer alan “Tebliğ
usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.
Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.”
hükmü uyarınca tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber
sayılır. Usulsüz tebligatın muhatabın öğrenmesiyle geçerli hale gelebilmesi için tebligatın yasal
muhatap adına çıkarılması, ancak tebliğ işleminin kanun ve yönetmelikte ön görülen şekilde
yapılmaması gerekmektedir. Tebliğ usulsüz ise muhatabın her ne şekilde olursa olsun tebliğ evrakını
veya davetiyeyi alması ya da bunların içeriğini öğrenmesi ile tebliği öğrenmiş sayılır ve usulsüz tebliğ
geçerli hale gelir (Muşul, s. 562, 573). - Tebliğ çıkaran merci, tebliğ işlemini PTT veya memur vasıtasıyla ya da istisnai hallerde doğrudan
doğruya (vasıtasız) gerçekleştirir. Tebliğ PTT vasıtası ile yapılmış olsa bile tebliğ işlemi PTT’nin değil
tebliği çıkaran merciin işlemidir. Zira PTT (veya memur) tebliğ işlemini tebliği çıkaran merci adına
yapar. İcra tebliğleri, PTT veya memur vasıtasıyla icra dairesi adına yapıldığından icra dairesinin
işlemlerindendir. Bu yüzden, icra tebliğine ilişkin şikayet hakkı borçluya ait olup, icra müdürünce
doğrudan doğruya göz önünde tutularak geçersiz sayılamaz. İcra ve İflas Kanunu’nun 16. maddesinde
kanun koyucu, icra dairesinin işlemlerine karşı şikayet yolunu öngördüğünden, icra dairesi yaptığı
hatalı işlemlerini kendisi düzeltemez. Ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğü, borçlu tarafından
İİK’nın 16. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yasal yedi günlük süre içinde icra mahkemesinde şikayet
yoluyla ileri sürülmesi halinde incelenebilir. Tebligatın muhatabı, tebliğ yapılan şahıs olduğundan
tebligatın yapılmadığı veya usulsüzlüğü de sadece muhatap tarafından ileri sürülebilir. Örneğin borçlu
genel haciz yolu ile ilamsız takipte ödeme emrinin usulsüz olduğunu şikayet (İİK m. 16/1) yoluyla icra
mahkemesinde ileri sürebilir. Ödeme emri, icra dairesinin bir icra takip işlemi olduğu gibi, ödeme
emrinin tebliği de icra dairesinin bir icra işlemidir. İcra işlemlerine karşı şikayet yoluyla icra
mahkemesine başvurulabilecektir. İcra dairesinin ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğüne karar verme
yetkisi yoktur (Muşul, s. 596-598). - Usulsüz tebligat “geçersiz” tebligat anlamına gelmez. Usulüne aykırı yapılmış tebligat mutlaka
geçersiz değildir. Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair
Yönetmeliğin 53. maddesi muhatabın öğrenmiş olması halinde tebligatı geçerli saymaktadır. Ancak
temelde tebligat usulsüz olduğundan yani mevzuatta öngörülen yöntem izlenmeden yapıldığından bu
noktada muhatabın öğrendiğini bildirdiği tarih, tebliğ tarihi sayılmaktadır. Ayrıca usulsüz tebligatı alan
ve öğrendiğini bildiren tarafın kendisine yeniden ve usulüne uygun bir tebligat çıkarılmasını
(yapılmasını) istemek veya bunu beklemek gibi bir hakkı bulunmamaktadır - Usulsüz tebliğin geçerli hale gelebilmesi için muhatabın usulsüz tebliği öğrenmiş olduğunu beyan
(ikrar) etmesi gerekir. Muhatabın usulsüz tebliği öğrendiği bu tarih, tebliğ tarihi sayılır. Muhatap
(örneğin borçlu ödeme emrine itiraz ederken) tebligatın usulsüz olduğunu bildirmemişse icra
mahkemesi, tebligatın usulüne uygun olup olmadığını kendiliğinden (re’sen) inceleyemez (Kuru, s.
138). - Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 23.11.2021 tarihli ve 2017/12-2789 E., 2021/1487 K.
sayılı kararında da benimsenmiştir. - Önemle belirtmek gerekir ki İİK’nın 82. maddesine 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 16.
maddesiyle eklenen son fıkra “İcra memuru haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup
olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir” şeklinde olup, icra memuruna
haciz talep edilen malın bu madde uyarınca haczinin kabil olup olmadığını değerlendirerek, haciz
talebini yerine getirip getirmeme konusunda takdir yetkisi verilmiştir. İcra memurlarına tanınan takdir
yetkisi İİK’nın 82. maddesi kapsamında malın haczinin kabil olup olmadığıyla sınırlıdır. - Uyuşmazlığın çözümü için İİK’nın 89. maddesinde üçüncü kişiye çıkarılan haciz ihbarnamelerinde
izlenecek usulün irdelenmesi de gerekmektedir. - İcra ve İflas Kanunu’nun 89/1. maddesinde düzenlenen birinci haciz ihbarnamesi ile borçlunun
hamiline ait olmayan veya cirosu kabil bir senede müstenit bulunmayan alacak veya sair bir talep
hakkının veya üçüncü şahıs elindeki menkul bir malın haczi halinde, keyfiyetin üçüncü şahsa
duyurulması amaçlanmıştır. Bu haciz ihbarnamesine üçüncü şahsın, borcu olmadığını veya malın
yedinde bulunmadığını veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borcun ödendiği veya malın
istihlak edildiğini veya kusuru olmaksızın telef olduğunu veya malın borçluya ait olmadığını veya
malın kendisine rehnedilmiş olduğunu veya alacağın borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğunu
iddia ederek haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde yazılı veya sözlü
olarak itiraz etme hakkı vardır. Üçüncü kişi, birinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden
itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, birinci haciz ihbarnamesi ile istenen borç üçüncü kişinin
zimmetinde sayılır. Yani üçüncü kişi, kendisinden birinci haciz ihbarnamesi ile istenen alacak
miktarını takip borçlusuna borçlu olduğunu kabul etmiş sayılır (İİK m. 89/3, c. 1). Yedi gün içinde
birinci haciz ihbarnamesine itiraz etmemiş olan üçüncü kişinin takip borçlusuna borçlu olduğunu kabul
etmiş sayılmasına ilişkin bu karine, kesin bir karine değildir. Zira üçüncü kişi, ikinci haciz
ihbarnamesini aldıktan sonra da itirazda bulunabilir (İİK m. 89/3, c. 2). - Alacaklının talebi üzerine icra müdürü birinci haciz ihbarnamesine yedi gün içinde itiraz etmemiş
olan üçüncü kişiye, ikinci haciz ihbarnamesi gönderir (İİK m. 89/3, c. 2). İkinci haciz ihbarnamesi ile
üçüncü kişiye, birinci haciz ihbarnamesine yedi gün içinde itiraz etmediği için borcun zimmetinde
sayıldığı, ikinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde İİK’nın 89.
maddesinin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle ikinci haciz ihbarnamesine itiraz edebileceği bildirilir ve
itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi istenir (İİK m. 89/3, c.
2). - Üçüncü kişi, ikinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu
ihbarnameye itiraz edebilir (İİK m. 89/3, c. 2). Bu itirazın yapılması da, birinci haciz ihbarnamesine
itirazdaki gibidir. Üçüncü kişi, tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci haciz ihbarnamesine de itiraz
etmez ise borcun zimmetinde sayılması kesinleşir. Üçüncü kişi yedi gün içinde ikinci haciz
ihbarnamesine de itiraz etmemesi nedeniyle zimmetinde sayılması kesinleşen borcu, icra dairesine
ödemez ise icra dairesi alacaklının talebi ile üçüncü kişiye üçüncü haciz ihbarnamesi (bildirim)
gönderir. Üçüncü haciz ihbarnamesi ile üçüncü kişiye ikinci haciz ihbarnamesine de yedi gün içinde
itiraz etmediği için zimmetinde sayılması kesinleşen, borcu (parayı) (üçüncü haciz ihbarnamesinin
tebliğinden itibaren) onbeş gün içinde icra dairesinin banka hesabına ödemesi veya aynı onbeş gün
içinde takip alacaklısı aleyhine menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu
ödemeye zorlanacağı bildirilir (İİK m. 89/3, c. 3) (Kuru, s. 471 vd.). - Somut olayda; alacaklı … tarafından borçlular … Plastik ve Kimya San. ve Tic. Ltd. Şti. ve …
aleyhine kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle tahliye talepli ilamsız takip başlatıldığı, 21.07.2014
tarihinde alacaklı vekilinin borçlu …’ın hak ve alacakları için ….’e (… Emiralem/Menemen/İzmir
adresine) İİK’nın 89/1. maddesi uyarınca birinci haciz ihbarnamesi çıkarılmasını talep ettiği, birinci
haciz ihbarnamesinin üçüncü kişiye 12.08.2014 tarihinde tebliğ edildiği, üçüncü kişinin birinci haciz
ihbarnamesine itiraz etmediği, alacaklı vekilinin 21.09.2014 tarihinde borçlu …’ın hak ve alacakları için
….’e (… Emiralem/Menemen/İzmir adresine) İİK’nın 89/2. maddesi uyarınca ikinci haciz ihbarnamesi
çıkarılmasını talep ettiği, ikinci haciz ihbarnamesinin üçüncü kişiye 18.12.2014 tarihinde tebliğ
edildiği, üçüncü kişinin ikinci haciz ihbarnamesine itiraz etmediği, alacaklı vekilinin 06.01.2015
tarihinde borçlu …’ın hak ve alacakları için ….’e (… Emiralem/Menemen/İzmir adresine) İİK’nın 89/2.
maddesi uyarınca ikinci haciz ihbarnamesi çıkarıldığını ve 18.12.2014 tarihinde tebliğ edildiğini
belirterek üçüncü haciz ihbarnamesinin tebliğe çıkarılmasını talep ettiği, icra müdürünün 07.01.2015
tarihli işlemi ile “… üçüncü şahsa gönderilen 2. haciz ihbarnamesinde en yakın komşusuna haber
verildiği bildirilmiş ise de isim ve soy isimden imtina ettiği mazbata üzerinden anlaşılmakla tebligat
usulsüz olduğundan alacaklı vekilinin 3. Haciz ihbarnamesi gönderilmesine ilişkin talebinin reddine,
masrafı verildiğinde 3. şahsa 2. haciz ihbarnamesi tebliğe gönderilmesine…” şeklinde karar verildiği,
alacaklı vekilinin icra mahkemesine başvurarak 07.01.2015 tarihli memurluk işleminin kaldırılması ile
üçüncü kişiye İİK’nın 89/3. maddesi gereğince tebligat çıkarılmasına karar verilmesini talep ettiği, icra
mahkemesince şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir. - Üçüncü kişiye yapılan haciz ihbarnamesi tebliğ işlemi memurluk işlemi olduğundan muhatap
üçüncü kişinin İİK’nın 16. maddesinin 1. fıkrasına göre usulsüz tebliğ şikayeti ile icra mahkemesine
başvurması halinde ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işleminin usulüne uygun olup olmadığı icra
mahkemesince incelenebilir. Dolayısıyla icra memurunun işlem ve kararlarının değiştirilmesi ya da
iptali şikayet yoluyla başvuru halinde icra mahkemesi kararı ile mümkün olduğundan, icra memuru
ikinci haciz ihbarnamesinin tebliğinin usulsüz olduğundan bahisle alacaklı vekilinin üçüncü haciz
ihbarnamesi çıkarılması talebinin reddine karar veremez. İcra müdürünün, icra mahkemesinin yerine
geçerek tebligatın usulüne uygun olup olmadığını denetleme yetkisi bulunmamaktadır. - İcra ve İflas Kanunu’nun İİK’nın 82. maddesinin son fıkrasında icra memurlarına haciz talebini
yerine getirip getirmeme konusunda takdir yetkisi verilmiş olup, bu takdir yetkisi malın haczinin kabil
olup olmadığıyla sınırlı olduğundan, somut olayda bu maddenin uygulanma yeri yoktur. - Borçlunun üçüncü kişilerdeki mal, alacak ve diğer haklarının haczi için kanun koyucu İİK’nun 89.
maddesi hükmünü kabul etmiş; bu düzenleme ile üçüncü kişiye haciz ihbarnamesi tebliğ edilmek
suretiyle söz konusu mal, alacak ve hakların haczine imkan tanınmış, üçüncü kişiye de tebliğ edilen
haciz ihbarnamelerine itiraz yolu açık tutulmuştur. Ayrıca üçüncü kişi İİK’nın 89. maddesine göre
çıkarılan haciz ihbarnamesine ilişkin tebligatların usulsüz tebliğ edildiğini ileri sürerek tebliğ tarihinin
öğrenme tarihi olarak düzeltilmesini, düzeltilecek tebliğ tarihine göre usulsüz hale gelen icra
işlemlerinin iptalini de talep edebilir. Üçüncü kişi usulsüz tebliği öğrenme tarihinden itibaren süresi
içinde İİK’nın 89. maddesinin kendisine tanıdığı hakları kullanabilir. - O halde icra müdürünün üçüncü kişiye yapılan ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ işleminin usulsüz
olup olmadığını denetleme yetkisi bulunmadığından, alacaklının üçüncü haciz ihbarnamesi çıkarılması
talebini yerine getirmek zorunda olup, icra müdürünün bu konuda takdir hakkı yoktur. - Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma
kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. - Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında
gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
İstek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesi,
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen Geçici 7. maddesinin
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 7 /8
göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10
gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.12.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.